Fethiye Ve MuÄŸla Tarihsel Zenginlikler.

Gonderen 14 November 2008

Anadolu’yu gezmek, hakkıyla, layıkıyla ve bilinçle gezmek, çoÄŸu Batı ülkesini gezmekten daha ilginçtir. Bu topraklar çoÄŸumuzun farkında bile olmadığı öylesine zenginlikler içeriyor ki… Fethiye yöresinde geçirdiÄŸim hafta içinde, hemen hiç bilmediÄŸim bu yöreyi keÅŸfettim. Gördüklerimi anlatmaya yazılar yetmez, belki bir kitap gerekir. İşte bir özeti. Öncelikle, bu yörede yolculuk gerçek bir keyif veriyor. Çünkü yeÅŸilin ve mavinin binbir tonunu görüyor, bir güzellikten ötekine geçiyor, doÄŸanın yanı sıra tarihin ve kültürün yarattığı eÅŸsiz hazinelere tanık oluyorsunuz. Ne kadar geç kalmışım, bunları görmekte…

ÜNLÜ MUĞLA EVLERİ
Gördüğümüz ‘yedi harika’dan ilki, yol üzerindeki MuÄŸla kentiydi. Yıllardır civarında dolaşıp durduÄŸumuz bu kenti ilk kez gördük. İlk bakışta gözüken modernliÄŸinin ardınan geçip derin MuÄŸla’ya daldıkça, o ünlü MuÄŸla evlerinden bir haylisinin korunup onarıldığını ve yeni iÅŸlevlere kavuÅŸtuÄŸunu görüyorsunuz. Havuzlu parklarda ferahlayıp mütevazı, ama çok hoÅŸ müzeyi de gezin. EÄŸer genç ve tutkulu arkeolog Rıdvan Bey’e rastlarsanız rica edin, en güzel eserleri size bizzat göstersin… Güneye doÄŸru inerken, Gökova, Göcek gibi adı efsaneye dönüşmüş yerlerden geçiyoruz. Hiçbirini tam olarak gezip göremesek de: Bir günde otomobille İstanbul’dan Fethiye’ye inmek kolay mı? Gökova’nın denizini uzaktan görüyor, o devasa yemyeÅŸil ovaya hayranlıkla bakıyoruz. Belki ancak Bursa Ovası talan edilmeden önce bu kadar büyüktü; yeÅŸil bir okyanus gibi… Göcek ise küçük ve sevimli evleriyle gözümüzü okÅŸuyor. Ama buralara daha çok zaman ayırmak gerekli.

FETHİYE’NİN KAYA MEZARLARI
Fethiye, yıllar öncesine kıyasla ne kadar geliÅŸmiÅŸ! İki kez gelmekten kendimizi alamıyoruz. Eski evler bir ölçüde korunmuÅŸ, yeni yapılar ise kent içinde üç katla sınırlandırılmış. O görkemli Likya kaya mezarları saatlerce seyredilebilir. Ne yazık ki onların karşıdan en iyi göründüğü, yerliyabancı herkesin uÄŸrayıp resim çektiÄŸi boÅŸ alan, tam bir mezbelelik halinde bırakılmış! Limanda büyük bir marina, hoÅŸ lokantalar ve kahveler var. Fethiye çarşısı ise sanki bir rüya… Hele gece vakti, bir büyücünün maÄŸarası gibi insanı kendine çekiyor. Kaldığımız otelden yola çıkıp yaptığımız gezilerin birinde, önce Patara’yı görüyoruz. Çok etkileyici bir antik alan bu… Görkemli tiyatrosu, kemerleri, çeÅŸitli yapıları ve mezarları var. Ama geçen temmuz ayındaki yangının buralara kadar uzanması ve tepeleri çıplak bıraktığı gibi, kimi mezarları da karartması üzücü. Yöreden konuÅŸtuÄŸumuz biri, tüm bu felaketin iki saat içinde olup bittiÄŸini söylüyor. Aynı üzüntüyü Patara Köyü’nde de duyuyoruz: Birçok dükkân, otel ve lokanta kepenklerini kapamış. Oysa yanı baÅŸlarında bir hazine yatıyor. Bu yöre kesinlikle devletin ilgisini bekliyor.

KALKAN VE KAÅž’TA APARTMAN UYGARLIÄžI
Yolda iki ünlü tatil merkezini, Kalkan ve KaÅŸ’ı da ziyaret ediyoruz. İkisini de bir zamanlar, çok daha mütevazı birer kıyı köyü iken görmek isterdim. Öylesine kentleÅŸmiÅŸler ve özellikle çevredeki daÄŸlara tırmanan bir apartman uygarlığına öylesine teslim olmuÅŸlar ki… Hele ününü onca duyduÄŸum KaÅŸ… Belki sahildeki asıl eski kesimler, yani liman çevreleri hoÅŸ. Ama çevredeki yapılaÅŸma umut kırıcı. Öğle yemeÄŸini KaÅŸ’ta, kayalıklar üzerindeki Lemona restoranda keyifle yiyor ve sonra lokantanın dibinde denize giriyoruz. Ölüdeniz… Yine yıllardır görmeyi beklediÄŸim yer. Gerçi uzun zaman önce yaptığım bir gemi yolculuÄŸunda, Fethiye’yle birlikte onu da şöyle bir görmüştüm. Ama bu kez tadına gerçekten varıyoruz. Patara’nın uçsuz bucaksız kumsalı gibi, Ölüdeniz’in de harikulade renk tonları, bu kez nasılsa etrafını bakir bırakmayı baÅŸardığımız için daha da ortaya çıkan doÄŸal güzelliÄŸi, ince kumlu plajları, gökyüzünü rengârenk kuÅŸlar gibi dolduran çeÅŸitli hava sporlarının görünümü nefes kesiyor. Ölüdeniz hep böyle kalabilse…

LİKYA’NIN BAÅžKENTİ XANTHOS
Civarda bir sürü antik kent var. Biz vaktimiz oranında sadece Xanthos’u geziyoruz: Anlı ÅŸanlı Likya uygarlığının kadim baÅŸkenti! Ana yoldan sapınca kilometresi konmamış. Bu yüzden, birden karşımızda, koskoca bir antik tiyatro görünce, tıpkı Gemlik’i görüp hayran olan Orhan Veli’nin ÅŸaÅŸkınlığını yaşıyoruz. Tiyatro müthiÅŸ. Kimi sütunlardaki 19. yüzyılda Londra’ya götürülen kabartmaların yerine kopyaları konmuÅŸ. Ama yakın zamanda keÅŸfedilen, çok iyi korunmuÅŸ, dümdüz iri taÅŸlardan oluÅŸan Roma Yolu ve yer yer taban mozaikleri gözüken bir Bizans bazilikası, bu şöleni tamamlıyor. Evet, beÅŸ günde görebildiklerimiz bunlar. Bu yöreyi kesinlikle tatil programınıza alın. Her açıdan görmeye deÄŸer…

İNGİLİZLER BİR MİNİ-TOPLUM OLUŞTURUYOR
Buralar artık yabancıların, özellikle de İngilizlerin büyük ilgisini çekiyor. Ve mülk satışları gırla gidiyor. Özellikle İngilizler alıyor. Fethiye, Kalkan ve KaÅŸ’taki birçok emlakçıda İngilizce tanıtımlar var. Tüm yöredeki inÅŸaat patlaması, Ölüdeniz’e gelirken içinden geçilen koskocaman modern kasaba, hep bu talebin sonucu. Fiyatlar 25 binden baÅŸlayıp 130-150 bin pound’lara dek tırmanıyor. Yalnızca Fethiye yöresinde 3500 kadar İngiliz mülkü varmış. Neresinden baksanız, 10 bini aÅŸan bir nüfus demek bu. Böylece Türkiye de artık çağımızda tüm büyük devletlerin yaÅŸadığı bir sürece ortak oluyor: Mülk alan veya göç edip gelen yabancılar sayesinde, bir mozaiktoplum olmaya doÄŸru gidiyor. ABD, İngiltere, İtalya veya Fransa’da olduÄŸu gibi… Bence gayet sempatik ve çaÄŸdaÅŸ bir gidiÅŸ bu. Ve günümüzün önemli olgularından biri.

bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark

Bu yaziyi yazan:

unknown - who has written 4208 posts on Lisem.Net - Sohbet, Chat, Muhabbet.


Yazarla iletisim

Yorum Yaz

Chat | Sohbet