Tag Arsiv | "çeşme"

FARKLI CİNSEL İSTEKLER SONU OLDU

Tags: , , , , , , , , ,


İzmir’in Çeşme İlçesi’nde, iple boğulup öldürüldükten sonra cesedi yakılan kişinin kimliği, üzerinde bulunan ve yanmayan çek yaprağından belirlendi.

Cesedin işadamı Hüseyin İltaş’a ait olduğunun belirlenmesiyle, aşk yaşadığı ve kendisinden 2 aylık çocuğu bulunduğu belirtilen 38 yaşındaki Fadime Erdoğan ile kızı 19 yaşındaki Meral Erdoğan’ın da aralarında bulunduğu 8 kişi cinayete karıştıkları iddiasıyla yakalandı. İltaş’ın, Fadime Ardoğan’dan farklı cinsel isteklerde bulunması, kızına da tacizde bulunup eziyet etmesi nedeniyle öldürüldüğü ileri sürüldü. İşlemleri tamamlanan 8 zanlı adliyeye sevkedildi.

Geçen 16 Temmuz günü, saat 18.30 sıralarında polisi arayan vatandaşlar, Çeşme İlçesi Şifne Mevkii’ndeki ormanlık alanda, hala dumanı tüten ateş içerisinde bir erkek cesedi olduğunu bildirdi. İhbar üzerine olay yerine giden polis, yüzüstü yatan, bir kısmı kömürleşmiş cesedin el ve ayaklarının iple bağlı olduğunu gördü. Olay yerinde yapılan detaylı araştırmada, cesedin üzerinden yanmamış bir çek yaprağı çıktı. Çek yaprağından yola çıkan polis, vahşice öldürülen kişinin, Kemalpaşa İlçesi’nde, eşi Nermin İltaş’la birlikte bir plastik fabrikasının sahibi 45 yaşındaki Hüseyin İltaş olduğunu belirledi. Soruşturma, genişletilerek sürdürülürken, İltaş’ın, 35 AKV 13 plakalı otomobili de, olaydan iki gün sonra Kemalpaşa İlçesi’nde yol kenarında terkedilmiş olarak bulundu. İncelemede, zanlı veya zanlıların, İltaş’ı öldürdükten sonra kendi otomobilinin bagajında taşıyarak Çeşme’ye götürdüğü, yakıp aynı araçla geri döndükleri anlaşıldı.

KADINDAN 2 AYLIK OĞLU VARMIŞ

Cesedin, Hüseyin İltaş’a ait olduğunun kesinleşmesiyle, aile ve iş yaşamı mercek altına alındı. Evli 3 çocuk babası Hüseyin İltaş’ın yakın çevresiyle yapılan görüşmeler sonucu, daha önceden yanında çalışan Fadime Erdoğan’la aşk yaşadığı, bu ilişkisinin de eşi tarafından bilindiği anlaşıldı. Araştırmada, Fadime Erdoğan’ın 5 yıldır işadamı İltaş’la ilişki yaşadığı, ondan iki aylık bir oğlunun da bulunduğu saptandı. İşadamı İltaş’ın, cesedinin bulunduğu gün Fadime Erdoğan’ın evinde olduğunun belirlenmesiyle operasyon için düğmeye basıldı.

ÜÇ AYRI KENTTE 8 GÖZALTI

Delillerin toplanmasının ardından harekete geçen İzmir Emniyeti Cinayet Büro Amirliği ekipleri, önceki gün, Kocaeli, Manisa ve İzmir’de önceden belirlenen adreslere eş zamanlı baskınlar düzenledi. Baskınlarda Fadime Erdoğan, kızı Meral Erdoğan (19), çalıştığı işyerinden arkadaşı Ö.G. (19), Ö.G.’nin arkadaşı H.E. (15), M.G. (24), kardeşi B.G. (17), S.A. (17) ve M.Ç. (19) yakalandı. Soruşturmada, cinayetin ve cesedin taşınmasının Fadime Erdoğan, kızı Meral Erdoğan, arkadaşı Ö.G. ve H.E. tarafından gerçekleştirildiği, diğerlerinin ise olaydan sadece bilgilerinin bulunduğu, saklanmalarına yardımcı oldukları saptandı.

FARKLI CİNSEL İSTEKLER

Sorgulama sonucunda zanlı ifadelerinden, Hüseyin İltaş’ın Fadime Erdoğan’dan farklı cinsel isteklerde bulunması, kızı Meral’e de tacizde bulunup eziyet etmesi nedeniyle öldürüldüğü anlaşıldı. Zanlı anne-kız İltaş’ı kendilerinin öldürmediğini, Ö.G. ve H.E.’nin cinayeti işlediğini ileri sürdü. Ö.G. ve H.E. ise, Fadime ve Meral Erdoğan’ın Hüseyin İltaş’ı öldürdüklerini daha sonra kendilerine haber verdiğini, cesedi alıp Çeşme’ye götürdüklerini öne sürdü. Emniyet yetkilileri, anne- kızın İltaş’ın öldürülmesi konusunda Ö.G.’ye, 5 bin YTL teklifte bulunduğunun belirlendiğini, ancak kim tarafından öldürüldüğünün üstlenilmediğini, gerçeğin yargılama sürecinde ortaya çıkacağını belirtti.

Emniyetteki işlemleri tamamlanan ve sabıkaları bulunmayan 3′ü kadın 8 zanlı, geniş güvenlik önlemleri arasında Çeşme Adliyesi’ne sevkedildi. Zanlılardan Fadime ve kızı Meral Erdoğan’ın emniyetten çıkarılırken ağladıkları gözlendi.

bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark

Bin bir Gece’nin çekimlerine başlandı

Tags: , , , , , , ,


Ünlü oyuncu Bergüzar Korel, ‘Bin bir Gece’ dizisinin çekimlerinin başlamasıyla birlikte tatilini tamamlayarak İstanbul’a döndü.

RAHATSIZ OLDU

Önce Bodrum’da dinlenen ardından Çeşme’ye geçen Korel, sörf yaparken görüntülenmişti. Korel çok istediği halde sörf yapmayı tam anlamıyla öğrenemediğini belirterek şöyle konuştu:

“Rüzgar sörfü çok zevkli bir spor. Derslerde iyi olduğumu düşünüyorum ama sörf öğrenemedim, çünkü orası çok kalabalıktı. Çok kıskanan arkadaşlar oldu. İnsanların bakışlarından rahatsız oldum. Ben de biraz utangaç olduğum için denize çıkamadım ama orası boşken Çeşme’ye gitmeyi ve sörf yapmayı iyice öğrenmeyi düşünüyorum. Tan benden daha iyi, ben de daha iyi olmaya çalışacağım.”

bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark

Deniz seki ve hüsnü şenlendirici’den mutluluk pozu

Tags: , , , , , , , , , ,


İnişli çıkışlı bir ilişki yaşayan Deniz Seki ile Hüsnü Şenlendirici, kavga iddialarına mutluluk pozu vererek yanıt gönderdiler
KLARNETÇİ Hüsnü Şenlendirici ile popçu Deniz Seki arasındaki aşk, arada yaşanan tatsızlıklara karşın tüm hızıyla devam ediyor. Geçtiğimiz günlerde birbirlerine mide bulandırıcı mesajlar atan, ardından gazetelerde ‘Deniz Seki, Hüsnü Şenlendirici’nin kavgada başını yardı’ haberleri çıkan sevgililer, Çeşme’de mutlu birlikteliklerini gözler önüne serdiler. Haklarındaki haberlerin asılsız olduğunu öne süren Deniz Seki, ‘Gördüğünüz gibi Hüsnü sapasağlam, böyle haberler hakkında yasal hakkımızı kullanacağız’ dedi.

DALYAN’DA BALIK KEYFİ
KONSER vermek için Çeşme’ye gelen Hüsnü Şenlendirici, sevgilisi Deniz Seki ile birlikte Dalyan’da balık keyfi yaptı.Yakın dostlarıyla birlikte keyifli bir akşam yemeği yiyen ikili objektiflere mutluluk pozu verdi. Haklarındaki kavga haberlerine bir hayli üzüldüklerini belirten Deniz Seki, ‘İki gün önce basında çıkan haber doğru olsaydı. Hüsnü şimdi burada olur muydu?’ diye sordu.
Güneş:Serhan ŞARMAN

bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark

ADININ ÇAPKINA ÇIKMASINDAN DERT YANDI.

Tags: , , , , , , , , , , , , , , ,


2003 MİSS TURKEY İKİNCİSİ ÖZGE ULUSOY, ADININ ÇAPKINA ÇIKMASINDAN DERT YANDI.

2001 Elite Model Look üçüncüsü, 2003 Miss Turkey ikincisi Özge Ulusoy, adının çapkına çıkmasından dert yandı: ‘Birlikte olduğum hiçbir insanın arkasından konuşmuyorum ama bu isimler basına yansıyınca adım ‘çapkın manken’e çıktı. Zamanla anladım ki, modellik yapıyorsanız göz önünde olmayı seçmişsinizdir.’

Modellik hikayesi sizin için nasıl başladı?

- Baleden gelen Selin Toktay ve ben varım. Ablam Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde okurken yarışmalara katılmamı çok istiyordu. Ben Ankara’da yaşıyordum. Sürekli beni arayıp kaydımı yaptırdığını söylerdi. Sonunda 2001 yılında 18 yaşındayken Elit Model’e girdim ve üçüncülük aldım. Beklemediğim bir şeydi çünkü resmen Anadolu’dan bavulumu toplayıp yarışmaya girmiştim. Gaye Sökmen ajansla çalışmaya başladım. Bu sırada üniversite devam ediyordu ve hiç iş yapmadım. 2003 yılında Miss Turkey’e girip Uğurkan Erez ile tanışana kadar bu durum devam etti. İkinci olduktan bir gün sonra Cengiz Abazoğlu defilesine çıktım.

Bale mezunuyken mankenliğe başlamak içinizi acıtmadı mı?

- O sırada eğitimim devam ediyordu. Konservatuvarı bitirdiğim sene diz kapağımdan sakatlandım. Bu durum baleyi bırakma sebebim oldu. Sakatlıktan sonra bir yıl sadece modellik yaptım. Sonra tekrar ÖSS’ye girip bir üniversite daha okuma kararı aldım. Madem gelecekte bale yapmayacağım, mankenlik de ömrünüzün sonuna kadar yapabileceğiz bir iş olmadığından Yeditepe Üniversitesi Sanat Yönetimi bölümüne kaydımı yaptırdım. İki sene önce o da bitti. Tamamen küratörlük ve sanat işletmeciliği üzerine eğitim aldım. Hayatım boyunca sanatla iç içe olduğum için bölüm bana çok şey kattı. İleride meslek olarak da seçmeyi düşünüyorum. İnşallah küratör olarak da beni göreceksiniz.

Sizce modellik nasıl bir iş? Manken ve model arasında fark var mı?

- Modellik ile mankenlik arasında aslında bir fark yok. Ama ben ve benim gibi arkadaşlarım kendimize model demeyi tercih ediyoruz. Çünkü manken daha klişe bir şekilde kullanılmaya başlandı. Biz işimizi yapan grubuz.

Manken olarak anılanlar sizin meslek anlayışınızı etkiliyor mu?

- Hayır, özel hayatını kendi içinde yaşayıp da bu işi yapmak daha zor. İnsanlar da medyatik olanlarla olmayanları ayırt etmeye başladılar. Eskiden medyatik olana yöneliyorlardı, şimdi firmalar medyatik olmayanları tercih etmeye başladı.

Bu durum da sizin yaşantınızı kısıtlıyor…

- Son iki senedir bu konuda özen gösteriyorum. Bazı özel ilişkilerimden dolayı daha da çok dikkat etmem gerekti. Her genç kız gibi yaşıyorum aslında ama ilk modelliğe başladığım zaman bir kulübün kapısından çıkarken etrafa bile bakmıyordum. Şimdi kapıda biri var mı diye düşünüyorum.

NE İÇ ÇAMAŞIRI NE TESETTÜR GİYERİM

Daha önce birçok isimle anıldınız ama son olarak Serdar Ortaç’la olduğunuz söyleniyordu.

- Ben de haberi okudum. Serdar Ortaç daha önceden tanıdığım biri. Bir defile için Çeşme’deydim ve eğlenmeye Villa Sunset’e gittik kalabalık bir ekiple. Orada Serdar ile karşılaştık o da bizi buyur etti ve sohbet ettik. Tabii orada iki medyatik isim biz olduğumuz için ister istemez yakıştırıldık. Kucağıma yattığı falan söyleniyor ama sadece tanıdığım bir isim daha fazlası yok. Hatta Serdar bazen DJ kabinine gidip şarkı çalıp, İzmir’deki manken arkadaşlaramızın adını da haykırıyordu. Tek kız da ben değildim hani. Kabak benim başıma patladı. Eskiden bu tip haberlere çok üzülüyordum iki gün ağlıyordum, evden çıkmıyordum. Zamanla şunu anladım ki eğer modellik yapıyorsanız, göz önünde olmayı seçmişsinizdir. Bunun da tabii ki eksileri ve artıları var. Artılarını çok yaşıyorum tabii ki eksileri de olacaktır.

Normalde haber asılsızsa hemen tekzip edilir ya da dava açılır ama sanırım siz bunu tercih etmiyorsunuz.

- Hayır, magazin muhabirleri de kendi işlerini yapıyorlar. Ama bazen beklemediğniz şeyler oluyor. Birlikte olduğum hiçbir insanın arkasından konuşmuyorum ama bu isimler basına yansıyıp sıralanınca adım ‘Çapkın manken’e çıkıyor.

İşinizi sessiz sedasız yapıyordunuz ama Longtable için yapılan çiğ etli çekimlerle tekrar hatırlandınız. Bu çekimin işlerinize bir katkısı oldu mu?

- Bu yaz için bir dönüm noktası oldu aslında. İyi ve kötü eleştiriler de aldım. Ben o resimlerin gerçekten güzel olduğuna inanıyorum. İzzet Çapa benim arkadaşım ve rica üzerine yaptım bu işi. Tekrar gündeme gelmemi ve daha popüler olmamı tabii ki sağladı. Ben zaten vardım ama insanlar her defilede kimlerin olduğunu bilmiyor. Beni bilenler sektör içindeki insanlar. Bu çekimlerle diğer insanların önüne de geldim.

Kimlerin defilesinde olmazsanız olmaz?

- Can dostum Hakan Yıldırım sonra Cengiz Abazoğlu, Yıldırım Mayruk, Ezra- Tuğba. Yeni tasarımcılardan da Elif Cığızoğlu, Özgür Mansur, Hakan Oktaş çok başarılı insanlar.

Neler giymeyi tercih etmiyorsunuz?

- İç çamaşırı ve tesettür giymiyorum. İki uca da dokunmak istemiyorum. Bana transparan da denk düşmedi.

Kate Moss’un tahtına oynayan Agyness Deyn’e benzetiliyorsunuz. Bu durumdan memnun musunuz?

- Saçlarımı biraz da ondan feyz alarak kestirdim. Kendine has tarzı olan hoş bir model. Dünyanın önemli şirketleriyle çalışıyor. Aslında saçımız dışında hiç benzemiyoruz çünkü o sarışın, renkli gözlü, ben ise daha Türk tipi, esmer, kara kaşlı, kara gözlüyüm. Tarz olarak benziyoruz herhalde.

İki üniversite bitirdim diğer mankenlere benzemem

Badem grubunun iki klibinde yer aldınız. Oyunculuk bu kadarla sınırlı mı kalacak?

- Bundan sonra güzel bir proje olursa değerlendirmeyi düşünüyorum. İlla da oyuncu olayım diye bir ısrarım yok. İki üniversite bitirdim ve ileride başka bir iş yapabilirim. Benim gibi işini düzgün yapan ve iyi eğitimli insan az var, diğer mankenler gibi değilim diyebilirim.

Gecce

bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark

Çok Güzel Hareketler Bunlar sinema filmi oluyor

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,


”MUTFAK” SİNEMA FİLMİ YAPACAK! YILMAZ ERDOĞAN AÇIKLADI: ‘ÇOK GÜZEL HAREKETLER BUNLAR BİR SİNEMA FİLMİ OLACAK’

“Çok Güzel Hareketler Bunlar” tatile girince, programı hazırlayan BKM-Mutfak ekibi de soluğu İzmir’de aldı. Bir süredir Çeşme’de izleyici karşısına çıkan ekip, yakında bir sinema filmi için kolları sıvayacak.

Mutfak ekibinin hocası Yılmaz Erdoğan Kelebek’e konuştu ve müjdeyi verdi. Erdoğan, ‘Bu çocukların hepsi kendi filmlerini yapmak istiyor. Hepsi bunun üzerine çalışıyor. Yani Çok Güzel Hareketler Bunlar bir sinema filmi olarak da seyircinin karşısına çıkacak. Birinci planımız bu’ dedi.

‘Çok Güzel Hareketler Bunlar’daki gençlerin hepsi, BKM-Mutfak öğrencisi. Mutfak, oyunculuk eğitimi veren bir okul mu, yoksa bir komedi kulübü mü? Mutfak’ı nasıl tanımlamamız gerek Yılmaz Bey?
- Mutfak, bir komedi kulübü, bir atölye. Yarın kurmayı düşündüğümüz okulun çekirdeği. Biz, alaylı sisteme farklı bir bakış açısı getirdik. Atölye, okul ile sektör arasında bir yerde duruyor. Okullarla yarışan ya da onlarla kıyaslanacak bir yer değil. Okulu bitirdiğin andan itibaren ‘ne çıkarsa bahtıma’ diyorsun ve hiç bilmediğin bir sektörde, bilmediğin bir maceraya giriyorsun. Burası sana her şeyi anlatıyor, öğretiyor. Mesela burada eğitim alan birisi, deneme çekimine çağrıldığında ne yapacağını bilir. Çok ciddi bir şey kattı Mutfak hayatıma. En azından 30 tane evladım var. Kısacası Mutfak’taki eğitim, bir berberdeki usta-çırak ilişkisidir. Ve çırak öğrenirken üste para vermez hiçbir zaman.

‘Çok Güzel Hareketler Bunlar’ başladığından beri ‘Mutfak’a nasıl girebiliriz?’ diye bir sürü mail alıyoruz. Mutfak’a giriş kriterleri nelerdir?
- Buraya gelen, bizimle çalışmak isteyenle oturup konuşuruz. Ama bir kefil olması gerek. O kefile inanıp alıyoruz. Bunun adı torpil falan değil, sakın öyle anlaşılmasın. Ama şu sıralar yeni bir alım düşünmüyoruz. Önümüzdeki sene belki bir 15 kişi alabiliriz. Yine bu yöntemle.

Neden kefil önemli sizin için?
- Bizim bir seçme yaptığımızı düşünsenize, kaç kişi gelir? Binlerce… Bir de burası oyunculuk eğitimi veren bir yer değil ki. Komedyen yapmak, hatta mümkünse star yapmak isteyen bir kurum. Herkese şans verme gibi bir şansımız yok. Bize gelenlerin çoğu profesyoneldir. Yani burası amatörlere çok da açık bir yer değildir. Dolayısıyla sınav değil de kefil sistemiyle çalışmak daha mantıklı. Tabii biz yine de gelmek isteyenlere CV’nizi gönderin diyoruz. Bir gün çağrılabilirsiniz de hiçbir zaman çağrılmayabilirsiniz de; iki durumda da darılmaca, gücenmece yok.

Şimdi Mutfak, ekrana taşındı… ‘Çok Güzel Hareketler Bunlar’ın oluşumundan söz eder misiniz?
- Çocuklar üç yıldır Mutfak’ta zaten sahneye çıkıyordu. Yani yazdıkları skeçleri orada çok özel bir seyircinin karşısında oynuyorlardı, sonra da seyirciye ‘Nasıl, güzel mi?’ diye soruyorlardı. Bu format orada oluştu. Zaten kafamda televizyona bir şey yapmak vardı. Üç yıl bu çocuklara ön hazırlık yaptık. Her gün çalıştık, her gün sahneye skeç koyduk ve seyircinin de cesaretiyle bu projeyi gerçekleştirdik.

‘Çok Güzel Hareketler Bunlar’ın isim babası kim?
- Deniz Erdoğan… Şarkıyı da yapan odur.

Program tatile girdi ama ‘Çok Güzel Hareketler Bunlar’ Çeşme’de bir kulüpte sahneleniyor. Burası bir kamp galiba…
- Aynen öyle. Biz üç yılda biriktirdiğimiz skeçlerle televizyona ancak altı bölüm çekebildik. 70 dakika bir program hazırlamak çok kolay değil. Şimdi yeni yayın dönemine hazırlanmamız gerek. O yüzden de Çeşme’ye geldik. Çocuklar bütün kış boyunca hazırladıkları skeçleri nasıl Mutfak’ta seyirciyle paylaştılarsa, burada da aynı sistem olacak. Çalışacaklar, provalarını yapacaklar, hazırladıklarını yaz boyunca her cuma-pazar CeCe Bar’da seyirciyle paylaşacaklar. Tepkiye bakacaklar, ona göre yollarına devam edecekler. Bütün bir yaz dursalardı, o üreten enerjileri de dururdu.

Güzel bir kampmış burası. Vallahi bu gençler çok şanslılar.
- Gerçekten şanslılar. Hem tatil yapacaklar, hem skeç yazacaklar, hem de bu skeçleri seyirciyle buluşturarak başarılı olup olmadıklarını görecekler. Ben 20 yaşlarındayken böyle bir sistem olsaydı daha çok yol alabilirdim. Tamamen kişisel yeteneğiniz vardır. Kendin bakarak öğrenirsin. Ama burada öğretmek için yoğun bir çaba var. Sonuçlarını da aldık. Çok şanslılar ama onlar da bu şansı iyi değerlendiren zeki çocuklar. Hepsi birbirinden yetenekli. Ben bütün çocuklarımın çok başarılı olacağına inanıyorum.

Hepsi çok yetenekli ama kuzeniniz Ersin başka… O çok acayip bir şey Yılmaz Bey…
- Ersin, Mutfak’ta öğrendikleri ile kendisinin taşıdığı özellikleri çok iyi birleştirdi. Acayip avantajları olan biri. Mesela efekt ile şaka yapmayı kimse kimseye öğretemez. Ersin hem adamlığı ile hem de yeteneği ile ciddi bir şekilde ön plana çıktı.

Ersin bir pizzacıda bulaşık yıkıyormuş, sonra sizi arayıp yanınıza gelmiş. BKM’ye nasıl geldiğini anlatır mısınız?
- Bir gün beni teyzem aradı, yani annesi, ‘Ersin İstanbul’da oğlum, ona sahip çık’ dedi. Benim haberim yok. Çok iyi tanıdığım, hatta elime doğmuş bir adamdır ama onun buraya geldiğinden haberim yoktu. Neyse bir gün onu Merter’de bir pizzacıda bulaşıkçılık yaparken buldum. Tabii evden kaçtığı için benden fırça yedi.

Evden mi kaçmış?
- Evet, Hakkari’den kaçıp İstanbul’a gelmiş. Orada kalsa evlenecekti falan, istememiş… Neyse BKM’ye geldi, teknisyen olarak göreve başladı. Bir haftada herkesin maskotu oldu. Sonra bir gün kendisi bana, ‘Abi bir gün bana şans verirsen denemek istiyorum’ dedi. Ben de ona o şansı ‘Bana Bir Şeyhler Oluyor’ oyununda küçük bir rolde oynatarak verdim. Ne dediyse seyirci güldü. Cem Yılmaz orada görüp reklam filminde oynattı. O sırada atölye kuruldu ve atölyeyi tuttu götürüyor şimdi.

Bence yürüyüp gidecek…
- Öyle… Ersin akıllı çocuk, neyin ne olduğunu iyi biliyor. Bir de çok bizden. Sokaktaki insan bayılıyor onun samimiyetine…

Peki Ersin üzerine bir projeniz var mı?
- Ersin üzerine değil de, bu çocukların hepsi kendi filmlerini yapmak istiyor. Hepsi bunun üzerine çalışıyor. Emin olun ki o filmde, Ersin’e hak ettiği bir rol yazacaklardır. Yani ‘Çok Güzel Hareketler Bunlar’ bir sinema filmi olarak da seyircinin karşısına çıkacak. İlk planımız bu. Üzerine çalışıyoruz…

Siz ‘Vizontele Canavarı’nı çekecektiniz ama ayağınız kırılınca projeyi ertelemek zorunda kalmıştınız. Şimdi de onun yerine ‘Çok Güzel Hareketler Bunlar’ın sinema filmine mi yoğunlaştınız?
- Evet, ‘Vizontele Canavarı’nı erteledik çünkü mevsimi geçti. ‘Çok Güzel Hareketler Bunlar’ daha oluşum aşamasında, hemen olacak bir film değil. Benim ertelediğim bir başka hikayem var, eğer onu bitirebilirsem eylül gibi çekmek istiyorum.

Nasıl bir hikaye?
- Romantik komedi diyebiliriz. Nurgül Yeşilçay ile yapacağım bir film bu. Hikaye eylülde geçiyor. Yetiştirebilirsem, bakalım. Yoksa bu sezonu filmsiz geçirme tehlikemiz var.

Ayağınız nasıl, futbol hayatınız bitti mi?
- İyiyim, futbol hayatım bitmedi ama azaldı.

Bu çocukların hepsi genç… Yarın bir gün para kazanıp şöhret olduklarında gitmek isteyebilirler. Bu anlamda bir sözleşme yapıyor musunuz?
- Ona tedbir olacak bir sözleşmemiz var. Ama diyelim ki dışarıdan bir yapımcı geldi, teklif yaptı, o çocuğun da gönlü gitmek istiyorsa gidecektir. Buna engel olamayız. Zaten bu 18 yıllık bir sözleşmeyle de olacak bir durum değildir. Hepsiyle içimizde özel, duygusal bir anlaşmamız var. Herhangi bir sebepten dolayı giden olacaktır ama bizim her zaman gönül bağımız devam eder.

Yani herhangi bir yapım firması, Mutfak oyuncusunu kendi projesinde oynatmak isterse önce gelip sizden izin alacak. Ama size herhangi bir ücret ödemeyecek.
- Evet, öyle. Ama benden habersiz gidip bir projeye imza atmak ihraç sebebidir. Böyle ihraçlar da olmuştur. Biz buna ihraç demiyoruz da mezuniyet diyoruz. Yani bizde bu anlamda asla asabiyet yoktur

bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark

Bir tecavüz olayından ilkez kadın mahkum oldu

Tags: , , , , , ,


ANKARA (ANKA)- Sinop’a bağlı Boyabat ilçesinin Ulupınar köyünde yaşayan 16 yaşındaki F.H.T. 13 yaşındaki M.A.’ya tecavüz ettiği iddiasıyla 4 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı. Karar, Yargıtay tarafından onanırsa Türkiye de ilk kez bir kadın, bir erkeğe tecavüz ettiği gerekçesiyle mahkum edilmiş olacak.
ÇEŞME BAŞINDA BULUŞTULAR

F.H.T’nin çocuğa cinsel istismar ve tecavüz suçundan hüküm giymesine neden olan olay 2006 yılında Ulupınar köyünde meydana geldi. Köyde yaşayanların büyük bir bölümünün çalışmak için tarlalara gittiği bir gün F.H.T. köy çeşmesine gitti. Çeşme başında M.A. ile karşılaştı. Bir süre sohbet ettikten sonra F.H. ve M.A. bahçeye giderek birlikte oldular. F.H.T. ile ilk kez birlikte oldukları zaman M.A. ilköğretim öğrencisi ve 13 yaşındaydı.

Aradan yaklaşık bir yıl geçtikten sonra F.H.T’nin İstanbul da yaşayan amcasının oğlu köye geldi. F.H.T’yi beğendiğini ve evlenmek istediğini söyledi. F.H.T. amcasının oğlundan kendisini kaçırmasını istedi. F.H.T.’nin amcasının oğlu da bu talebe uydu.
İstanbul’a gidildiğinde ise gerçek ortaya çıktı. F.H.T. 6 aylık hamileydi. F.H.T’nin amcasının oğlu, olayı öğrenince F.H.T’yi köyüne getirip ailesine teslim etti. F.H.T’nin ailesi durumu M.A.’nın ailesine anlattı. M.A. olayı kabul etti, ancak F.H.T’nin zorlamasıyla birlikte olduklarını söyledi. Bunun üzerine M.A. nın ailesi F.H.T. hakkında suç duyurusunda bulundu. Dosyaya ilk olarak Durağan Asliye Ceza Mahkemesi baktı. Mahkeme, görevsizlik kararı vererek dosyayı Boyabat Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderdi.
Boyabat Ağır Ceza Mahkemesi, F.H.T’nin Türk Ceza Kanunu’nun 103/2. maddesinden 4 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırdı. İlgili maddede “Cinsel istismarın vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, sekiz yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur” deniyor.

Halen tutuksuz yargılanmaya devam eden F.H.T’nin çocuğunu doğurduğu ve yapılan DNA testi sonrasında çocuğun M.A.’dan olduğunun kesinlik kazandığı da öğrenildi. Boyabat Ağır Ceza Mahkemesi’nin verdiği karar Yargıtay 5. Ceza Dairesi’ne gelecek. Karar, Yargıtay tarafından da onanırsa Türkiye de ilk kez bir kadın, bir erkeğe tecavüz ettiği iddiasıyla hüküm giymiş olacak. (ANKA)

bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark

İzmir’de el bombasıyla cinayet davasında ilginç ifadeler var..

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , ,


İzmir’de iki yıl önce, işadamı İbrahim Çiftçi’yi el bombasıyla öldürdüğü iddiasıyla yargılanan eski şoförü Erdinç Utaş’ın cezaevinde kendi isteğiyle dört sayfalık yeni ifade verdiği ortaya çıktı.

Utaş, ifadesinde bombaları azmettiricilikle suçlanan eniştesi Mehmet Kabadayı’nın verdiğini ve dikkat çekmemek için Çeşme’den ambulansla getirdiğini söyledi. Utaş ayrıca İbrahim Çiftçi’nin Ergenekon terör örgütüyle bağlantılı olduğunu iddia etti.

İKİ EL BOMBASI

Alsancak Semti’nde bir kafeye attığı iki el bombasından birinin patlaması sonucu, İbrahim Çiftçi’nin ölümüne, 11 kişinin de yaralanmasına neden olduğu iddiasıyla tutuklanan 67 yaşındaki Erdinç Utaş ile olayın azmettiricisi olduğu öne sürülen ve tutuksuz yargılanan eniştesi 57 yaşındaki Mehmet Kabadayı hakkında ‘adam öldürmek’ suçundan ağırlaştırılmış ömür boyu hapis, yaralama suçundan 125′er yıl hapis cezası istemiyle açılan davaya devam edildi.

ERGENEKON BOMBALARI

İzmir 1′inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın duruşmasına tutuklu sanık Erdinç Utaş ile tarafların avukatları katıldı. Daha önceki celsede Cumhuriyet Savcısı Nesrin Sumru, basında çıkan haberlere ve İstanbul Emniyet Müdürlüğü Kriminal Dairesi’nin yaptığı incelemeye göre Ergenegon soruşturması kapsamında ele geçirilen el bombalarıyla, bu olayda kullanılan el bombalarının aynı seriden olduğunu belirtip, kesin tespitinin yapılmasını istemişti. İstanbul’da Ergenekon soruşturmasın sürdüren Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz, mahkemeye gönderdiği yazıda Ümraniye’de kullanılan el bombaları ile İbrahim Çiftçinin olayında kullanılan el bombalarının aynı seriden olduğunu belirtmişti.

SAMİ HOŞTAN’IN FOTOĞRAFI DOSYADA

Sanık Erdinç Utaş, İbrahim Çiftçi’nin Ergenekon örgütü ile bağlıntısını gösterdiği iddiasıyla, son duruşmada mahkemeye Susurluk sanığı Sami Hoştan’ın İbrahim Çiftçi’nin cenazesine katıldığını gösteren bir fotoğrafın bulunduğu 26 Temmuz 2007 tarihli Yeni Şafak gazetesini verdi. Mahkeme Başkanı Nurettin Küdür, haberi alarak dava dosyasına ekledi. Davanın Ergenekon ilişkisi ihtimali dikkate alınarak, İstanbul Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz’den Ergenekon terör örgütü soruşturmasının son durumunun sorulması kararlaştırıldı.

KENDİ İSTEĞİYLE İFADE VERDİ

Bu arada Erdinç Utaş’ın 17 Nisan 2008 tarihinde tutuklu bulunduğu cezaevinde kendi isteği ile Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şubesi’ne yeni bir ifade verdiği ortaya çıktı.

ENİŞTESİNİ SUÇLADI

Cezaevinde verdiği 4 sayfalık ifadede Erdinç Utaş, şu iddialarda bulundu:

“1970 yılında esrar içmek suçundan cezaevine girdim. Cezaevinden çıktıktan sonra ailemi kaybettim. Çeşme’de eniştemin yanına gidip çalışmaya başladım. Erol Öztecimen ile birlikte Mezarlıkbaşı’nda tuvalet işleten Orhan isimli kişinin vurulması olayına karıştım. Bu suçtan tekrar cezaevine girdim. Burada İbrahim Çiftçi ile tanıştım. Kendisi sigara kaçakçılığından cezaevinde yatıyordu. Burada sıkı dost olduk. Çeşme’de kumar mafyası baş gösterdi. Buranın haracını yiyen çoktu. Birlikte olduğum Necat Çatıkkaş, benden ayrıldıktan sonra otel girişinde öldürüldü. Bu olayın ardından kumarharhane işleten N.Y. buradan gitti. Meydan İbrahim Çiftçi’ye kaldı.

KOKAİN PARTİLERİ VERİYORLARDI

Çifçi ve İ.K., otelde kumar oynatıp, kokain partileri veriyordu. Eniştem Mehmet Kabadayı ile İbrahim Çiftçi, Van’dan kaçak araç getirip satıyordu. Eniştem bu olaydan Çifçi’ye 1 milyon YTL borçlandı. Borçlardan kurtulmak için Çiftçi’yi öldürmemi istedi. Çeşme’ye gelmemi, bombaları vereceğini söyledi. Kendisi dikkat çekmemek için bombaları almaya ambulans ile gelmemi istedi. Ben de Yeşilyurt Devlet Hastanesi önünde bulunan özel ambulans ile 200 YTL’ye anlaşıp Çeşme’ye gittim. Kalenin yakınlarında eniştem bana poşet içerisinde bombaları verdi. Ben de gidip kafeye bombaları attım. Bombaları atmamı eniştem istedi. Amacı borçtan kurtulmaktı.”

Mahkeme Utaş’ın iddialarında ismi geçen bazı kişilerin ifadelerinin alınması için, ifadenin bir örneğinin Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmesine karar verip duruşmayı erteledi.

İnternethaber

bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark

SEDA SAYAN KÖTÜ GİDİYOR

Tags: , , , , , , , , , , , ,


Seda Sayan ilk evliliğini 1987 yılında futbolcu Rıdvan Kılıç ile yaptı. Bu evlilik 6 ay sürdü.

1990 yılında yine futbolcu olan Sinan Engin ile evlendi. Bu evlilikten oğlu Oğulcan dünyaya geldi. Sayan ile Engin’in

evliliği 5 yıl sürdü.

1998 yılında kendisinden oldukça genç kuryeci Soner Yapcacık ile evlendi.

Tuncay Kıratlı ile evlenen Seda Sayan’ın bu evliliği de 7 ay sürdü.

Hakan Şükür’ün kardeşi Gökhan Şükür ile evlenen Sayan’ın bu evliliği de kısa sürdü.
Gökhan’dan sonra yine genç sevgili olarak Nihat Doğan’ı bulan Seda Sayan son olarak da kendinen çok çok genç türkücü Onur Şan ile evlendi.

Bu evlilik şimdilik devam ediyor.

Allah Seda Sayan’ın tek evladını ona bağışlasın…

Çünkü artık başka çocuğu olmaz…

Olamaz…

Çünkü insanın tabiatına aykırı…

Seda Sayan bir kere 50 yaşın çok üstünde…

Nasıl doğuracak çok merak ediyoruz.

Bunlar hep reklam kokan hadiseler.

Allah ona bir kere yürü ya kulum demiş, o yürüyor.

Ama unutmasın ki, her çıkışın bir inişi vardır.

Bildiğiniz gibi her tarafı estetik olan Seda Sayan, son olarak bir doktorun kurbanı oldu.

Yüzü gözü tanınmaz hale geldi.

Neden?

Hep gençlik takıntısı işte…

Sevgilileri ve kocaları hep kendinden genç olan Seda Sayan’da nedense bir gençlik takıntısı bulunmakta.

Allah sonunu hayır etsin.

Eski magazincilerden edindiğimiz bilgilere göre, 1980′li yılların başında İstanbul’da çıktığı Stardust isimli gazinoda işlenen cinayetten sonra Seda Sayan - o zamanlar sıradan bir şarkıcıydı- arkadaşı Bilun Nazlıhan ile birlikte soluğu İzmir’de almış ve orada kendisine, o zamanlar genç olan şimdi Dalyanköy’deki ünlü balık restoranı Körfez’in sahibi olan Mehmet Kabadayı (Çarli Mehmet) sahip çıkmıştı.

Mehmet Kabadayı, o zamanlar Çeşme merkezde bulunan ‘Çarli Restoran’ ya da ‘Carli’nin Yeri’nde Seda Sayan’ı sahneye çıkarmaya başlamıştı.

Bu bir bakıma sığınmaydı Seda Sayan için. Çünkü, İstanbul’da öldürülen gazino patronu Turgut Akyüz’ün yakınlarının sağı solu belli olmaz, cinayeti bir yerden Seda Sayan’la bağdaştırabilirlerdi.

Mehmet Kabadayı, soyadı gibi biriydi. İstanbul mafyası kolay kolay Çeşme’ye giremezdi.

İşte Seda Sayan’ın adı bu cinayetle duyuldu ilk kez…

Sonra yavaş yavaş şöhreti parlamaya başladı.

O zamanlar televizyon falan yok.

Sadece gazeteler var..

Gazetelere de herkes konmaz…

Bunu da kısa sürede edindiği gazeteci arkadaşlarıyla aşmayı bildi Seda!

Hani geçtiğimiz günlerde İzmirli gazinocu Atalay noyaner, ortaya çıkıp, ‘Seda ile günlük ilişkim oldu’ dedi de kızılca

kıyamet koptu ya…

Bunu İzmirli gazeteci arkadaşlardan araştırdık.

O dönemler, Atalay Noyaner’in elinden kaçan ile uçan kurtuluyormuş.

Eee, bir laf var hani şöhretin yolu rejisörün yatak odasından geçer diye…

İnsanlar şöhreti ve parayı buldular mı bir anda geçmişlerini unutuyorlar.

İzmir’deki Akasyalar ve Maksim gazinolarındaki müdüriyet odalarının ve kulislerin dili olsa da konuşsa…

Arama motorlarında Seda Sayan’ın ilk kocası olarak Sarıyerli Rıdvan yazıyor ya, yanlış.

Doğrusu Kasımpaşalı Rıdvan…

İşte bu Rıdvan, beraber olmaya başladıktan sonra Seda Sayan’ı, İzmir’e gazino çalışmasına giderken, hiç yalnız bırakmadı.

Neden?

Seda Sayan yüzünden futbolculuğu bitti adamın…

Atalay Noyaner bahsi açılmışken, Sabah okur temsilcisinin olaya nasıl ele aldığına şöyle bir bakalım isterseniz…

Bir mülakatın ardından

‘Gazino âleminin kralı’ Atalay Noyaner’le yapılan mülakat önceki Pazar günü yayınlandı, yankılandı.

Ama Noyaner’den itirazlar var. ‘Seda Sayan’la ilişkim oldu demedim’ diyor. Acaba hangisi doğru?.

Mülakatın makbulü, mülakat yapılan kişinin, bir konu üzerinde konuşuluyorsa o konunun derinlikte bilinmeyenlerini, kişinin kendisi üzerine konuşuluyorsa ruh halini ve içtenliğini yansıtandır.

Mülakatın kalitelisi de kişinin sözlerini bozup çarpıtmadan sunandır.

23 Eylül 2007 Pazar günü Pazar SABAH’ta iki tam sayfa olarak yayımlanan mülakat, ‘gazino âleminin kralı’ olarak bilinen Atalay Noyaner’le yapılmıştı ve kuvvetli ses getirdi.

Mülakat ana gazetenin ön sayfasından ‘Seda ile İlişkim Günlüktü’ başlığıyla sunulmuştu.

Noyaner’in spota alınan sözleri şöyleydi:

‘Seda ile günlük ilişkim vardı. Hayatı materyal üzerine kuruludur. İzmir’de onun için milyarlar harca, Istanbul’a git, sana bir çay bile ısmarlamaz. Öyle de cimridir. Karakterini sevmem..’

Mülakat ekin ön sayfasında ise ‘Son İmparator’ diye sunulmuştu.

Mülakatın bir yerinde Noyaner, kumar oynamadığını anlatırken, Sibel Can ve Muazzez Ersoy’un onu kumara davet ettiğini ama hep reddettiğini anlatırken ‘pisliğin içine girmedim’ diyordu.

‘Seda Sayan’la ilişkiniz mi vardı?’ sorusunu ise, ‘Günlük. Zaten Seda ile şey olmaz’ diye yanıtlıyordu. Eşini anlatırken ‘Dört çocuğumuz var’ yanıtını veriyordu.

Noyaner ‘Bazı saptırmalar var’ diyerek şikâyette bulundu.

Yazdıkları özetle şöyle:

‘Burada saptırılan bazı konular beni çok üzdü. Bunların düzeltilmesini rica ediyorum. Özellikle Muazzez ERSOY ve Sibel CAN ile ilgili ‘pisliğin içine girmem’ yazısı bu iki sanatçının pislik içinde olduğunu vurguluyor. Bu sanatçıların asla böyle bir pislik içinde olacağını düşünmem. Programdan sonra bazen hobi olarak kumarhaneye gider, kesinlikle de her gün gitmezlerdi.

Seda Sayan’la da ilişkim oldu diye bir şey söylemedim. Ben mütevazı bir gazinocuyum. Özel işlerin böyle manşetlerde haber olmasını hiçbir zaman istemedim ve bugüne kadar da böyle bir skandal haberim çıkmadı. Böyle manşet atılması beni tanıyanları yadırgatır. Özellikle şunun düzeltilmesini rica ediyorum. 4 çocuğumun ikisi ilk anneden diğer ikisi de ikinci eşimden diye vurguladım. İlk iki çocuğumun annesi de sağdır ve böyle bir yazıyı da kabul etmemektedirler. Ayrıca büyük fotoğraflardaki insanların birisi organizatör diğeri de şoförümdür. Hiçbir zaman korumalar ile dolaşmadım. Muhabiriniz röportajı da bu gaye ile yapmamıştı. Eski fuarlar ile şimdiki fuar mukayesesi yapacaktı.’

Mülakatı yapan Elif Korap ise şunları söylüyor:

‘Söyleşiye ilişkin tartışmaları üzüntüyle takip ediyorum. Üzüntümün nedeni, bir kadın olarak istemeden Seda Sayan’ın rencide olmasına yol açmam ve Noyaner’in röportajımıza ilişkin yalan beyanlarıdır. Noyaner’le İzmir Fuarı’nın da açılması vesilesiyle, eski bir gazinocu olması nedeniyle bir mülakat yapmak arzusundaydım. Mülakatımız sırasında Noyaner’den geçmişte birlikte çalıştığı yıldızlarla ilgili anılarından söz etmesini istedim.

Noyaner, kendisine Seda Sayan’la ilgili bir soru yöneltmememe rağmen sözü geçen sanatçıyla ilgili konuşmaya başlamıştır.

Benim de ‘Kendisiyle ilişkiniz mi vardı’ sorusunu yöneltmem üzerine ‘günübirlik’ yanıtı vermiştir. Bu açıklaması üzerine başlayan tartışmalardan sonra Noyaner çeşitli programlar ve gazetelere verdiği demeçlerde böyle bir söz söylemediğini iddia etmiş, kendisine röportajı konuşmamızın ses bandına dayanarak yazdığımı hatırlatmam üzerine de bundan vazgeçerek bu kez de görüşmeyi gizlice kaydettiğimi iddia etmiştir.

Tüm bu sözlerini gazeteme, şahsıma ve mesleğime yönelik bir hakaret olarak kabul ediyorum. Saatlerce süren röportajımız kendisinin de bilgisi dahilinde ses kayıt cihazım açıkken gerçekleşmiştir. Kayıtlarda olmayan herhangi bir ifadesini yazmam söz konusu değildir. Saatlerce süren ve yüz yüze gerçekleşen bir röportajı da gizlice kaydetmem mümkün değildir. Kendisi röportajdan önce ve sonra da foto muhabiri arkadaşıma memnuniyetle onlarca poz vermiştir.’

Yorum:

a) Korap’ın profesyonelce davrandığı kesin. İyi ki banda kaydetmiş. Ancak, bazı konularda mülakat yapılan kişiden ‘açıklık getirmesini’ istemekte sonsuz yarar var. Soruya ‘günlük’ diye yanıt vermiş. Sonra da ‘zaten Seda ile şey olmaz’ demiş.

Noyaner’in ilişki kelimesinden ne anladığı, neyi kastettiği tam net değil, sözler biraz ‘havada’: ‘Günlük’ diyor. Bir müteakip soru ile deşmekte yarar vardı.

b) Dolayısıyla, muğlak kalmış bir yanıt üzerinden, ön sayfaya ‘ilişki’den cinsel ilişki gibi algılanacak şekilde ifade koymamak, ‘zorlamamak’ daha doğru olurdu.

Son Söz: Seda Sayan, 2008 yılından sonra merdivenlerden aşağıya inmeye başlar…

2010′da da tamamen unutulur, gider…

Çevresine karşı da yanlış tavırlarını sürdürmeye devam ederse, kimsesi kalmaz sağında solunda…

Kısa bir süre sonra, yani 60′lı yaşlarında Zeki Müren’in durumuna düşerse de, sakın şaşmayalım…

Gecce

bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark