Tag Arsiv | "çoçuk"

Anne’nin inanılmaz cesareti.

Tags: , , , ,


4 yaşındaki çocuk 3 katın balkonundan aşağı atladı. Burnu bile kanamadı. Çünkü annesi inanılması güç bir risk aldı.
Üçüncü kattaki evin balkonundan sarkarken düşen 4 yaşındaki oğlunu son anda havada yakaladı. Burnu bile kanamayan çocuk annesinin sayesinde ölümden döndü.

İnanılmaz olay Bursa Gemlik’te yaşandı. Hamidiye Mahallesi’nde oturan 30 yaşındaki Derya Ş. kömür almak için bodrum kata inerek 4 yaşındaki oğlu F.Ş’yi evde bıraktı. F.Ş, kapıyı annesinin üzerine kapattı.

9 METRE YÜKSEKLİKTEN YAKALADI

Bodrumdan döndüğünde kapının kapalı olduğunu gören anne dışarı çıktı. Ancak bu esnada küçük çocuk, balkona çıkıp 3′üncü kattan sarkmaya başladı.

Oğlunu o halde görünce şok geçiren anne son çare olarak F.Ş’yi yönlendirmeye çalıştı. Kucağını açarak çocuğuna atlamasını söyleyen Derya Ş., 9 metreden kendisini boşluğa bırakan F.Ş’yi havada yakalamayı başardı.

‘ATLA SENİ TUTACAĞIM’

Anne ve oğlu hafif şekilde yere düştü. Hafif yaralanan Derya Ş. ve F.Ş. ayakta tedavi gördü. Anne dehşet anlarını şöyle anlattı; “Kömür için bodruma inmiştim. F. Ş. kapıyı arkadan kilitlemiş. Açmasını söyledim ancak başarılı olamadı. Sonra dışarı çıktım. Oğlumun balkonun korkuluklarından sarktığını gördüm. Düşmemesi için ne yapabilirim diye düşündüm. ‘Sen atla ben seni tutacağım’ dedim. Atladı, ikimiz de beraber hafif şekilde yere düştük. Çok şükür ikimize de bir şey olmadı.”

bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark

Malnutrisyon adı verilen bu sağlık sorunu

Tags: , , , , , , , , , , ,


Çocuğunuzun daha zeki olması büyük oranda sizin elinizde…

Çocukların kalori ve besin öğelerine olan gereksinimleri karşılanamadığında sağlık sorunları ortaya çıkar. Yılda yaklaşık 300 bin çocuğun ölümüne neden olan Malnutrisyon adı verilen bu sağlık sorunu, protein ve enerji (PEM) eksikliğine bağlı gelişir ve çocukları tehdit eder.

Yetişkinler aldıkları kaloriyi azalttıklarında, besin öğelerinde kısıtlama yaptıklarında zayıflar. Kalori kısıtlaması birçok zayıflama programı yöntemidir. Oysa bu durum çocuklarda bir hastalık nedenidir. Yani çocukların kalori ve besin öğelerine olan gereksinimleri tam olarak karşılanamadığı taktirde bu eksikliğe bağlı olarak sağlık sorunları ortaya çıkar. Yılda yaklaşık 300 bin çocuğun ölümüne neden olan Malnutrisyon adı verilen bu sağlık sorunu, protein ve enerji (PEM) eksikliğine bağlı olarak ortaya çıkan bir hastalıktır.

DENGEYİ BOZUYOR

Proteinden ve enerjiden fakir beslenme şekli sonucu oluşan malnutrisyon (PEM), büyüme ve gelişme için gerekli besin öğelerinin yetersiz ve dengesiz biçimde alınması sonucunda vücut dengesini bozar. Yaşla birlikte çocukların enerjiye olan ihtiyacı artar. Dolayısıyla alınan besinlerin ihtiyaçları olan enerji miktarının altında kalmaması gerekir.

PROTEİN EKSİLİRSE

Besinlerin yeterli ölçüde alınmasından kasıt besin çeşitliliğini de içermektedir. Burada dengeli beslenme bir kez daha kendini gösteriyor. Çünkü tek tip yahut tek besin grubuna yönelen beslenme şekli de bu hastalığın hazırlayıcıdır. Proteinden eksik beslenme malnutrisyonun bir diğer nedenidir.

Özellikle 6 ay ile 5 yaş arasındaki çocukları etkileyen ve ölümlere varabilen bu hastalığın engellenmesinde ailelere büyük iş düşüyor. Çünkü hastalığın sebeplerinin başında ailelerin sosyo ekonomik yapısı, eğitim ve bilgi eksikliği geliyor. Aileler çocuklarına ne zaman hangi besinlerin verileceğini bilmiyor.

Bu süreç sadece bebeklik dönemi için değil ergenliğe kadar olan süreci de kapsıyor. Süt ve süt ürünlerinden yoksun beslenme şekli yahut sadece bu gruba ağırlık verilen beslenme şekliyle ortaya çıkan mineral ve vitamin eksiklikleri gibi. Çocuklar için hayati önem taşıyan Malnutrisyon (PEM) hastalığının engellenebilmesi için ailelerin bu konuda bilinç düzeylerinin yükselmesi şarttır. Bunun yanı sıra kusma ve ishallerle enfeksiyonlar PEM hastalığının nedenleri arasında yer almaktadır.

DEMİR EKSİKLİĞİ ZEKAYI DÜŞÜRÜYOR

Prof. Dr. Metin Kılınç, demir eksikliğinin çocuklarda iştahsızlığa, huzursuzluğa, uyku düzensizliğine, ilerlemiş haliyle ise zeka parametrelerinde düşüşe neden olabildiğini söyledi. Prof. Dr. Kılınç, çocuklarda özellikle 6 ay ve 1.5 yaş arasında demir eksikliğine rastlandığını ve demir eksikliğinin genellikle ek gıdalara başlanma döneminde görüldüğünü belirtti.

Çocuklarda ek gıdalara geçiş döneminde anne sütünün az verilmesi ve ek gıdaların da yeterli oranda tüketilmemesi dolayısıyla demir eksikliğinin ortaya çıktığını ifade eden Kılınç, şöyle konuştu: ”Demir eksikliği çocuklarda iştahsızlığa, huzursuzluğa, uyku düzensizliğine, ilerlemiş haliyle ise zeka parametrelerinde düşüşe neden olabilir. Demir eksikliği bulunan çocuğun zayıf olması gerekmiyor. Çocuk aldığı bazı gıdalardan dolayı kilolu olabilir ancak çocukta yine de demir eksikliği görülebilir.”

Prof. Dr. Kılınç, çocuğun ek gıdalara geçtikten sonra da bu gıdaları yeterince tüketmemesinin ve fazla oranda süt içmesinin de demir eksikliğine neden olduğunu, çocuklara bu nedenle günde yarım litreden fazla süt verilmemesi gerektiğini belirtti. Doktor tarafından demir eksikliği olduğu tespit edilen çocuğa, bu ihtiyacını karşılaması için demir takviyesi yapıldığın ifade eden Kılınç, ailelerin de çeşitli gıdalarla bu eksikliğin giderilmesine destek olabileceğini vurguladı.

BELİRTİLERİ

Vücut ağırlığının azalması
Boy uzamasında duraklama

ROL OYNAYAN FAKTÖRLER

Beslenme konusunda yanlış bilgiler ve alışkanlıklar,
Kalori eksikliği
Protein eksikliği
Kusma
İshal
Enfeksiyonlar
Anne - babanın eğitim ve gelir durumu
Annenin doğum aralığı
Demir eksikliği, kalsiyum eksikliği, bakır eksikliği, A vitamini eksikliği.

ÇOCUĞUNUZA NE YEDİRDİĞİNİZİ BİLİYOR MUSUNUZ?

Malnutrisyon nedenlerinin başında kalori ve besin öğelerinin yetersizliği yer alıyor. Özellikle anne sütünün yetersiz alınması veya erken kesilmesi önemli bir unsurdur. Anne sütünün eksikliği Malnutrisyonun görülme sıklığını arttırmaktadır. Öte yandan ailelerin besin gruplarının gıdaların içerdiği vitamin ve minerallerin bilinmesi besinlerin protein karbonhidrat değerleri ile çocuğun normal vücut ağırlığının yaşa göre boy ve boya göre vücut ağırlığının bilinmesi çocuğun beslenme planının bilinçli şekilde hazırlanması gerekiyorsa uzman desteğinin alınması önemlidir.

YEMEKLERİNİZİ NASIL PİŞİRDİĞİNİZ ÖNEMLİ

Yemek pişirirken yapılan hatalar besinlerin yapısını bozar. Özellikle Türk mutfağında yemek pişirirken yapılan hatalara sıkça rastlamaktayız. Sebzenin, makarmanın, baklagillerin pişirildikten sonra suyunun dökülmesi, buharda pişirme yönteminin fazla tercih edilmemesi gibi. Oysa besinlerin vitamin değerlerini korumanın bir yolu buharda pişirme ve sularından faydalanma yöntemidir.

Dr. İsmail Ağar

bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark

Ahu Aysal’dan ilginç parti

Tags: , ,


Les Ottomans’ın sahibi Ahu Aysal, yeni yaşını yakın dostlarıyla kutladı. Ahu Aysal doğum gününün konsepti için ‘içinizdeki çocuğu çıkarın’ diyerek dostlarına çocuk kıyafeti giyip gelmelerini rica etti. Geceye katılan birçok konuk ilginç çoçuk kıyafetleri giyerken Aysal da konuklarını çocuk önlüğü ve elinde bir emzikle birlikte karşıladı. Yaklaşık 200 kişinin katıldığı davet kokteylle başladı. Konuklar gecenin ilerleyen saatlerine kadar eğlendi.

bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark

Çocuk Eğitiminde Doğru Bilinen Yanlışlar

Tags: , , , , , , , , , , , , ,


Çocuğumuz var ve canımızdan daha kıymetli. Ve en büyük amacımız çocuğumuza iyi bir eğitim ve terbiye verebilmek. Çünkü o üzerine titrediğimiz, masum yüzlü, sevimli yavrularımız büyüdükçe üzüntülerimizin nedeni olabilir. Bu sebeple onların zihinsel ve karakteristik gelişimlerinin ilk dönemlerini çok iyi tahlil etmemiz ve tüm büyüme evrelerinde yerinde ve doğru müdahaleler yapmamız gerekir. Peki bu doğru müdahaleler nelerdir, ne zaman ve nasıl yapılır?

Son yıllarda çocuk eğitimi üzerine bir hayli kafa patlatılıyor. Konu ile ilgili yazılan makaleler ve yayınlanan kitaplar, çocuğunun eğitimi konusunda endişe ve kaygı duyan ebeveynler için adeta bir rehber niteliğinde. Ancak yayınlanan bu çoğu kaynak kitap ve makaleler maalesef kendi kültür mecramızın bir hayli dışında. Özellikle batı toplumlarının çocuk eğitimi konusundaki çalışma ve tecrübelerine dayanan bu yaklaşımlar maalesef çoğu zaman parlak ve tatmin edici sonuçlar vermiyor.

Bunun yanı sıra çocuğumuza kendi kültür değerlerimiz çerçevesinde uyguladığımız eğitim ve terbiye de toplumsal gelişim ve etkileşimlerine nazaran geri ve yetersiz kalabiliyor. İşte bu iki nedenden ötürü süreç içerisinde çocuk eğitimi konusunda birçok yanlışı doğru olarak sistemleştirmiş bulunuyoruz. O zaman bu doğru bilinen yanlışları nasıl tespit edecek ve uygulama sahasından arındıracağız? İşte bu soruya Pedağog Adem Güneş yanıt bulmaya çalışmış ve “Çocuk Eğitiminde Doğru Bilinen Yanlışlar” adlı bir kitaba imza atmış.

Adem Güneş’in Nesil Yayınları’ndan çıkan kitabında ilginç tespitler yer alıyor. Örneğin “çocuk bağımlılığı.” Yazara göre çoğu anne baba çocuklarına karşı besledikleri yoğun sevgi nedeni ile bağımlı hale geliyor ve bu farkında olunmayan bağımlılık çocuğun gelişim evresinde riskli bir takım kalıtsal sorunlara neden oluyor. Tabi biz bunun farkında bile olmuyoruz.

İşte kitaptan birkaç çarpıcı bölüm…

Hiçbir çocuk bir diğeri ile aynı değildir. Nasıl ki gökyüzünden dökülen milyarlarca kar tanesi birbirine benzediği halde, hiçbiri birbirinin aynı değilse her bir çocuk da bir diğe­rinden farklıdır. Hepsi ayrı karaktere sahiptir. Bu kardeş bile olsa.
Eğer çocukların bu farklılıkları göz önüne alınmadan, karakterleri tanınmadan çocuk terbiyesine soyunulur ise şahin karakterli bir çocuk, bir süre sonra korkak bir kargaya dönüşme riski taşır. Nasıl mı?
Yaralı şahin kuşu, bir yaşlı kadının bahçesine kondu. Yaşlı kadın perişan görünümlü şahine acıdı, merhamet etti ve ya­nına aldı.
Aç şahinin önüne çocukları için hazırladığı hamur bulamacını koydu. Şahinin birden önüne konan tasa gagasını daldırmasıyla başını sallayarak geri çekmesi bir oldu. Çünkü şahin et yerdi; bu yüzden de hamur bulamacını yiyemedi.
Yaşlı kadın, şahinin bu halini görünce üzüldü; “Vah!” dedi. “Gagan uzamış, kıvrım kıvrım olmuş. Yumuşacık bir ha­mur bulamacını bile yiyemez olmuşsun. Senin önceki sahibin hiç mi Allah’tan korkmazdı ki şu gaganı düzeltmemiş” dedi ve eline aldığı kör makas ile şahinin gagasını kes­me­ye çalıştı.
Şahin yaşlı kadının elinden kurtulmak için çırpınsa da nafile, kaçamadı. Sonunda yaşlı kadın şahinin gagasını kesti.
Şahin çırpınırken yaşlı kadın, şahinin kanatlarını gördü. “Vah” dedi. “Senin eski sahibin sana hiç bakmamış, şu kanat­ların ne hale gelmiş? Kimi uzun kimi kısa kalmış…”

Bu düşünceyle eline makası alarak şahinin güzelim kanatlarını düzeltmeye başladı. Şahin acı ile kıvrandı, çırpındı… Çaresizce pençelerini kadının koluna attı ve tırnaklarını kadının koluna geçirdi. Yaşlı kadın şahinin kanatlarını –güya– düzeltirken koluna batan tırnakları gördü. “Vah, vah! Önceki sahibin ne kadar merhametsizmiş. Bir kere bile tırnaklarını kesmemiş. Tırnakların ne de çirkin olmuş” dedi ve elindeki makas ile şahinin av avlamakta kullandığı pençelerini söktü attı.

Cahil, yaşlı kadının elinde rezil olan şahinin gözleri doldu.
Yaşlı kadın, şahinin bu hali görünce hiddetlendi:
“Kimseye iyilik yaramıyor ki… Ben iyilik yapıyorum, kuş ağlıyor” dedi ve elindeki kuşu “Git hadi bildiğin yere” diyerek kaldırdı, havaya attı.
Şahin çırpındı uçmak için; ama kanatları kesilmişti bir kere, uçamadı. Acı ile yere inmek istedi, tırnakları sökülmüştü ye­re de konamadı. Kendini yan üzeri bir kulübeciğin arkasına attı.

Koca koca avları, gökyüzünde süzüle süzüle avlayan cesur şahin kuşu, cahil kadının elinde korkak bir kargaya dönüş­müştü…
İşte birçok anne baba da –bu bilgisiz kadın gibi– çocukları­nı yeterince tanıyamadıkları için ellerindeki “şahin” bakışlı ço­cukları, kargaya çeviriyorlar ve bunu fark etmiyorlar. Hâl­bu­ki ço­cuk terbiyesinin birinci ve en önemli maddesi çocuğu tanı­mak­tır.

Çocuğu tanımada, “başarı” mı “başarısızlık” mı ölçü­ olma­lı?
Çocuğunun eğitimi konusunda tavsiyeler isteyen bir anne:
– Kızım Tarih ve İngilizcede çok zayıf. İstemeye istemeye özel derse gönderiyorum. Bu da onu çok yoruyor. Onu motive edebilmem için ne tavsiyelerde bulunursunuz, diye sormuştu…
Bense bu kız çocuğunun hangi derslerde iyi olduğunu merak etmiş ve sormuştum. Anne:
– Matematikte çok başarılıdır kızım, demişti.
– Peki, neden kızınızı matematikte özel derse yazdırmıyorsunuz, diye sorduğumda ise anne, omuz silkerek:
– Gerek görmüyoruz, çünkü kızım çocukluğundan beri matematik dersinden hep on üzerinde on alır, demişti…
Şaşırmıştım annenin “Gerek görmüyoruz” deyişine… Çünkü bu anne, kızının başarısız olduğu derslere verdiği önemi, başarılı olduğu derse göstermiyordu. Hâlbuki bu çocuğun kabiliyeti, matematik sahasında ayan beyan ortaya çık­mıştı. Anne kızının bu başarısını “Gerek yok” diye geçiştiriyordu…
Hem kendinize hem de etrafınızdaki ebeveynlere bakın, aynı örnekteki bu anne gibi davrandığınızı fark edersiniz. Genelde çocukların başarısız oldukları alanlarda daha fazla yardıma ihtiyaç duydukları düşünülür ve bu sahalar takviye edilir. Oysa asıl önemli olan başarılı olduğu alanlarda destek görmesidir.

Ne yazık ki günümüz eğitim sistemi, her şeyden bir şey öğretmeye yönelik olduğu için bir şeyden her şeyi bilmeye yönelik kabiliyet taşıyan çocuklar arada kaybolup gitmekteler. Hâlbuki anne babalar, çocuklarının başarısızlığına dikkat çektiği ve özen gösterdiği kadar (ve hatta daha da fazla) çocuklarının başarılı oldukları sahalara da eğilmeli, onların meyillerini takip etmeli, o konularda yollarını açmalı, destek vermeliler…

Çocuklara “Kendine Güvenmeyi” Öğretmek Doğru mu?
Anne-babaların en büyük isteğidir geride kalan çocuklarının kendi ayaklarının üzerinde durabilecek kabiliyete eriş­me­si. Kimi zaman “öz güven” kimi zaman da “kendine güven” diye tarif edilen bu terbiye yöntemi ne kadar doğrudur? Birçoğu yabancı eser olan, “Kendine güvenen çocuk nasıl yetiştirilir?” konulu kitaplar, bizim terbiye metodumu­za ne kadar uygundur? Ya da soruyu farklı bir biçimde sorar­sak kendine güvenen çocuk yetiştirmek doğru mudur?

Batı kaynaklı pedagoglar, terbiye açısından sağlıklı bir çocuğu tarif ederken “kendi ayakları üzerinde durabilen ve hayatının geri kalan kısmını kimseye muhtaç olmadan yürütebilecek cesareti kendinde bulan çocuk, sağlıklı yetiştirilmiş çocuktur…” diye tarif etmektedir.
Ne yazık ki günümüzdeki çocuk terbiyesinin hedefi de bu mantık üzerine şekillenmekte!

Otonom çocuk yetiştirmek, bela yetiştirmektir

Anne babalar çocuklarını en iyi şekilde yetiştirmeye çalışırken bir yandan onları kendi ayakları üzerinde durmaya teşvik ettikleri gibi diğer yandan da onları otonom (bağımsız) olmaya yönlendirmektedirler.
Uzun yıllar üniversitelerde ders vermiş bir psikolog, otonom çocuk yetiştirmeyi “başa bela” yetiştirmekle eş değer görüyordu. “Hayatı benmerkezci olarak algılayan çocukların ne zaman, ne yapacağı ve kimin başına hangi belayı açacağı bilinmez” diyordu.
Böylesi bir çocuk için hayatın anlamı, zevktir.
Hayatın anlamı, özgürlüktür.
Hayatın anlamı, “ben”dir.
Ona göre, “problem çözmek ve başkalarının derdi ile dertlenmek bir ahmaklıktır.”
Belki çocukluklarda, bebeklik yıllarındaki o sempatik ve sevimli hal, bu davranışın çirkinliğinin görünmesine engel olabilir. Ancak yetişkin olmaya başladıkça ve ergenliğe doğru adımlar attıkça otonom çocuklar, anne ve babaları için birer kâbus halini alabilirler.

Örneğin trafikte arabalar her ne kadar birbirinden bağım­sız hareket ediyor olsalar da her bir trafik kuralı, her bir sürücüyü bir diğerine bağlı hale getirmektedir. Siz; trafikteki bir araba sürücüsü olarak ben bağımsızım ve kim­seye uymak zorunda değilim, diyerek dönüşlerde sinyal vermeden dö­nebilir misiniz? Kırmızı ışıklarda durmadan yolunuza de­vam edebilir misiniz? Hız sınırı konulmuş yollarda “hiç umu­rumda bile değil” diyerek sürat yapabilir misiniz? Tabii ki yapamazsınız. Yaparsanız trafik canavarı olursunuz. O hal­de nasıl ki trafikte bağımsız olunamıyorsa sosyal yaşantıda da bağımsızlık diye bir şeyden söz edilemez. Eğer bir ço­cuk bu düşünce ile yetiştirilmeye çalışılırsa tıpkı trafik canavarının trafiği kâbusa çevirdiği gibi, böylesi bir çocuk da sosyal yaşantıyı kâbus haline getirebilir. Bundan da en başta, anne ve babalar zarar görür.
O halde, anne-babalar çocuk terbiyesinde hedef olarak otonomiyi ve bağımsızlığı değil, vicdan kültürünü ve bağlılığı seçmelidirler.
Kendine güvenen çocuk yetiştirmeyin

Güçlünün her zaman kazanacağı düşüncesi ile hayata alıştırılan çocuklar, genellikle kendilerinden güçlü kişilerin gücü altında ezilmeye de mahkûm olmaktadırlar. Her şeyi güç ve kendi başarısı ile elde ettiğini düşünen çocuklar, bunun böyle olmadığını ve olamayacağını anladıkları an, büyük bir ruhî çöküntü ile karşılaşmaktadırlar.

Hayat zordur. İnsan ise zayıf. Bu zayıf insanın ihtiyacı sınırsızdır. Sınırsız ihtiyaç sahibi insanın imkânları ise sınırlıdır.
Tüm bu zafiyet içindeki insanın kendi sınırlı güç ve kuvvetine güvenerek değil, Allah’a güvenerek yaşaması onu ruhen daha da mutlu edecektir.
O halde, anne ve babalar, kendine güvenen değil, Allah’a güvenen çocuklar yetiştirmelidirler. Tüm prensip ve terbiye yöntemlerini bu doğrultuda kullanmalıdırlar.

İnternethaber

bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark

Bu çoçuk harika basket atıyor

Tags: , , ,



- Click here for the funniest movie of the week

bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark

Anne oğlunun boğazını keserek öldürdüğü

Tags: , , , , , ,


1,5 yaşındaki çocuğun boğazı kesilmiş bir halde bulundu. Anne gözaltında…
Samsun’da 4 çocuk annesi, 1.5 yaşındaki oğlunun boğazını keserek öldürdüğü iddiası ile gözaltına alındı.

Edinilen bilgiye göre, komşuların ihbarı üzerine Gaziosmanpaşa Mahallesi’ndeki eve giden güvenlik güçleri, evde 1.5 yaşındaki Ramazan Kesimoğlu’nun cesedini buldu.

Olay üzerine boğazından aldığı bıçak darbesi ile öldüğü anlaşılan çocuğun cinayet zanlısı olarak, anne 34 yaşındaki Emine Kesimoğlu gözaltına alındı.

İfadesine başvurulan en büyük kardeş 11 yaşındaki Oktay Kesimoğlu’nun ”annesinin kendisini bakkala gönderdiğini, geri geldiğinde kardeşini kanlar içinde görünce durumu komşularına haber verdiğini” söylediği öğrenildi.

Psikolojik sorunları olduğu bildirilen ve geçirdiği bunalım sırasında olayı gerçekleştirdiği belirtilen zanlının sorgusu sürüyor. İnşaat işçisi olan baba Muammer Kesimoğlu’nun ise olay sırasında dışarda olduğu bildirildi.

Kaynak A.A

bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark

Avrupa Yakası dizisiyle yıldızı parlayan Levent Üzümcü, evinin kapılarını Seninle dergisine açtı.

Tags: , , , , , , , , , , , , , ,



Çocuk, aile ve evlilik terapisti Ebru Üzümcü ile çok mutlu bir evliliği olduğunu söyleyen oyuncu, “Önceleri çapkındım, ama Ebru’ya rastladıktan sonra duruldum. Ben işimi ve eşimi doğru seçtim. Mutluluğumu buna borçluyum” dedi.

“Avrupa Yakası” dizisiyle yıldızı parlayan Levent Üzümcü, evinin kapılarını Seninle dergisine açtı. Çocuk ve aile terapisti olan eşi Ebru’yla mutlu bir evlilik sürdüren başarılı oyuncu, mutluluğunun sırrını da ona bağlıyor: “İşimi ve eşimi doğru seçtim.”

Eskişehir’deki konservatuvar eğitiminin ardından uzun yıllar çeşitli dizi ve tiyatro oyunlarında rol alan Levent Üzümcü’nün yıldızı “Avrupa Yakası” dizisiyle parladı. “O diziye seçilmem tamamen bir şanstı” diyen genç oyuncu, “Benim kadar uzun boylu oyunculara genellikle jön tipleri yakıştırılırdı. Boyu uzunların komedi tarzında başarılı olabileceğini çoğu insan kestiremez çünkü” sözleriyle Avrupa standartlarında bir boya sahip olmanın dezavantajını dile getiriyor. Bu durum aynı zamanda iyi bir aşçı olan Üzümcü’yü mutfakta da sıkıntıya sokuyormuş. “Hemen her tür yemeği çok güzel yaparım. Gelin görün ki, Türk mutfaklarındaki tezgahların boyunu tasarlarken benim boydakileri hiç düşünmemişler” diyerek standart üstü bir boya sahip olmanın sıkıntısını yineliyor. Söz mutfaktan açılmışken, bir dönem ekranlarda rol gereği “aşçı” olarak karşımıza çıktığını ve hanımlara her gün yeni bir yemek tarifi verdiğini hatırlatıyor.

KOVULANA KADAR AVRUPA YAKASI’NDAYIM

Gülse Birsel’in kaleme aldığı “Avrupa Yakası”ndaki Cem karakterini canlandıran Üzümcü, diziyi meslek hayatının dönüm noktası olarak görüyor. “Diğer dizilerden farklı bir projenin içindeyim. İnsanların bu diziyi ne kadar çok sevdiği ortada. Dizideki karakter, benden pek çok farklı özelliklere sahip. Mesela Cem aynı zamanda iyi bir fotoğrafçı. Bense fotoğrafçılıktan hiç anlamam” diyor. Haftanın altı günü dizi setiyle “Can Tarlası” adlı tiyatro oyunu arasında koşturduğunu belirten Üzümcü, “Avrupa Yakası’nın çekimlerinde, herkesin izlediğinden daha fazla eğleniyoruz aslında. Onca yeteneğin arasında olmaktan son derece keyif alıyorum elbette” diyor. Bu arada kendisini şöhrete kavuşturan dizideki rol arkadaşlarından bazıları değişirken “Ben diziden kovulana kadar ayrılmayı düşünmüyorum” diyecek kadar da yüreklilik gösteriyor. Ve ekliyor: “Bu dizi bana çok şey kattı. Her şeyi bir kenara bırakın, yıllardır oyunculuk yapıp kazanamadığım parayı kazanıyorum. Oysa ben tiyatro aşığıyım. Keşke tiyatro da, ona gönül verenlere kaliteli bir hayat sağlayacak kadar iyi kazandırabilse…”

BENZİNCİLİK YAPTI 1972 doğumlu oyuncu, Avrupai bir fiziğe sahip olsa da tam bir Egeli… Her Egeli gibi efe ruhlu ve samimi. Bu arada eşine ilk rastladığı güne gidiyor sohbetimizin yönü. “Bir arkadaşımla birlikte rol aldığım oyunu izlemeye gelmişti. İlk kez o gün görmüştüm ve ilk görüşte aşık olmuştum” diyerek bir itiraf daha yapıyor Üzümcü.

 

Askerliğini bitirdikten sonra Amerika’da yönetmenlik üzerine yüksek lisans yapan eşinin yanına giden oyuncu, Los Angeles Film Okulu’nda eğitim almış. “Bu arada para kazanabilmek için benzin istasyonunda bile çalıştım” diyor. Sohbetimiz sırasında 4 yaşındaki büyük oğlu Ada tüm ele avuca sığmazlığıyla söyleşiyi gerçekleştirdiğimiz odaya giriyor. Ama ne girmek! Tüm enerjisiyle… Haliyle duraksıyoruz. Bu arada Ada’nın muzırca gülen gözlerindeki ışıltıyı fark etmemek neredeyse imkansız. Biz babasıyla röportaj yapıyoruz ama belli ki evdeki yıldız küçük Ada. “Gözleri aynı ben” diyor Levent Üzümcü ve hemen kalkıp çocukluk resimlerini getiriveriyor önümüze, haklı bir gururla ekliyor: “Aynıyız değil mi?”

ÇAPKINLIKLAR GERİDE KALDI Evine ve eşine son derece bağlı bir erkek olarak gözlemlediğimiz Levent Üzümcü’ye “Şov dünyası ilginçliklerle dolu. Bu camiadan biri olarak gizli bir çapkın olduğunuz düşünülebilir sizin de…” diyerek malum konuya dalmadan geçemiyoruz. Yakışıklı oyuncu kendinden gayet emin tavrıyla yanıt veriyor: “Eskide kaldı onlar. Önceleri çapkındım evet. Ama Ebru’ya rastladıktan sonra duruldum.”

 

Şöhretin sihrine kapılıp kendisini dünyadan soyutlamış bir hali yok Levent Üzümcü’nün. “En çok üzüldüklerim arasında taksiciler var. Ne kadar zor şartlarda para kazanıyorlar bir düşünsenize… Şöyle bir düşününce benim onlardan tek farkım, mesleğim. Popüler bir iş yapıyor olmam, üstünlük anlamına gelmiyor. Şöhretin çok uçucu bir şey olduğunun farkındayım. Birkaç ay televizyonda hiçbir işim yayınlanmasa, kimsenin beni hatırlayacağını bile sanmıyorum. O nedenle ayaklarım yere çok sağlam basıyor” diyerek alçakgönüllük gösteriyor.

Bu arada karşımızda, en sevimsiz soruda bile adeta çelikten sinirlerle oturan Üzümcü’nün bu sakin halinde “çocuk ve aile terapisti” olan eşinin payını merak edip soruyoruz: “Eşiniz size de terapi uyguluyor mu?” Gülümseyerek yanıtlıyor: “Hayır. Ne Ebru, ne de ben işimizi eve taşıyoruz. Ben nasıl ki evde rol kesmiyorsam, Ebru da öyle” diyor ve hemen ardından bir itiraf daha patlatıyor: “Benim psikoterapistim başka! Düzenli olarak da gidiyorum. Bunu ayrıca herkese de tavsiye ediyorum. Keşke herkes gitse…”

Küçük İbo’dan Avrupa Yakası’na

Tiyatro çalışmaları ve ekran önü macerasının yanında yoğun olarak dublaj sanatçılığı yapan Levent Üzümcü’nün televizyon macerasına “Küçük İbo” dizisiyle başladığını da anımsayanlar çoğunlukta. “Pişman mısınız?” diye soruyoruz bu kez. Cevap yine net: “Asla! Yaptığım her işin arkasındayım. Belki bir daha o tarz bir dizide oynamam. Ama oynamışsam da arkasında dururum. Hayatımda mesleki anlamda pek çok şeyin başlangıcıdır o dizi.” Peki, acaba o günlerden bugüne ne değişti? “Kastettiğiniz şey ünlü olmaksa, benim açımdan değişen hiçbir şey olmadı! Oğlumun minik arkadaşları hatırlatıyor ünlü olduğumu. “Aaaa Cem Abiiii” diyorlar beni görünce. Oyunculuk da diğer herhangi bir iş gibi bir meslek neticede. Kimden, ne üstünlüğümüz olabilir ki?”

Hüriyet

bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark

6 ile 10 yaş arası çoçuklardan Evlilik konusunda yorumlar :)

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,


Çoçuklardan Yorumlar

KİMİNLE EVLENECEGİNİZE NASIL KARAR VERİRSİNİZ?
‘Buna biz karar veremeyiz, Tanrı bunları önceden ayarlamıştır. Biz de kime takılacaksak, bir gün yolda yürürken karşımıza çıkar.’ Zeynep, 10 yaşında.
EVLENMEK İÇİN EN UYGUN YAŞ KAÇ OLMALI?
‘Yaşla ilgisi yok, evlenmek için aptal olmak yeter’. Ali, 6 yaşında
ANNENLE BABANIN ORTAK YÖNÜ NEDİR?
‘İkisi de, baska çocuk istemez.’ Selin, 8 yaşında.
BIR KIZLA BIR ERKEK ÇIKTIKLARI ZAMAN NELER YAPARLAR?
‘Biriyle çıkmak çok eğlenceli..Aslında yeterince sabırla dinleyebilirseniz, erkekler bazen güzel konuşuyorlar.’ Gamze, 8 yaşında. (Gerçekten 8 mi dersiniz?)
‘İlk randevuda birbirlerine yalan söylerler. Ama bu yalanlar ikinci kez buluşmak isteyecek kadar ilginç olmalı’ Metin, 10 yaşında (sizce ?)
İLK RANDEVUDAN MEMNUN KALMAZSAN NE YAPARSIN?
‘Eve gidip ölü taklidi yaparım. Ertesi gün bütün gazeteleri arayıp Ben öldüm ismimi cenaze ilanlarınıza yazar mısınız derim’ Hüseyin, 9 yaşında.
BİRİNİ ÖPMEK HANGİ ŞARTLARDA DOĞRUDUR?
‘Çok parası varsa.’ Petek, 7 yaşında
‘Kanunlar en az 18 yaşında olmalısınız diyor ama kanunları boşver’ Cüneyt, 7 yaşında
‘Ben öpmem. Kadınlar öpünce hemen evlenip çocuk yapmak istiyorlar,Ben ugraşamam’. Levent, 8 yaşında
EVLİLİK DİYE BİRŞEY OLMASAYDI NELER OLURDU?
‘Hesabını vermemiz gereken bir sürü bebek olurdu’. Murat,8 yaşında (çok zekice)
BIR EVLİLİĞİ, SONSUZA KADAR SÜRDÜRMEK İÇİN NE GEREKİR?
‘Karınız çirkin de olsa, ona çok güzelsin demek gerekir’ Hasan, 10 yaşında

bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark