Tag Arsiv | "Dr. İsmail Ağar"

Çocuğu olmayan çiftlerin sayısı artıyor.

Tags: , , , , , , , ,


Çocuğu olmayan çiftlerin sayısı artıyor. Araştırmalar şehir hayatının erkeklerin sperm kalitesini ve sperm sayısını azalttığını ortaya koyuyor.

Çocuk yapmakta zorlanan çiftlerin sayısı giderek artıyor. Bu artışa paralel olarak araştırmalar son 50 yıl içerisinde erkeklerin sperm kalitesinin ve sperm sayısının azaldığını gösteriyor. Sperm sorunu kötü beslenmeyle çok yakından bir ilişki içerisinde. Özellikle yeme bozuklukları üreme fonksiyonları üzerinde olumsuz etki yaratarak kısırlık riskini arttırmaktadır.

SPERM KALİTESİ NEDİR?

Sperm kalitesi ve sayısındaki düşüş için modern yaşamın olumsuz koşulları ciddi tehdit olarak gösterilse de bu iddialar için somut bir kanıt yok ancak olasılıkları yüksek. Örneğin mesleği şoförlük olan ve uzun süre oturmak zorunda kalanlar ile laptoplarını kucaklarında kullanan erkekler üzerinde yapılan çalışmalar fazla ısı sebebiyle sperm sayısında azalma olduğunu gösteriyor. Sperm kalitesini tehdit eden bir unsur sigara ve alkol.

SPERMİ ARTIRANLAR

Doğru tüketilecek gıdalarla, sperm sayısını arttırmak mümkün olabilmekte. Dünya Sağlık Örgütü normal sperm sayısını 20 milyon ve üstü olarak kabul ediyor önceleri bu rakam hayli yüksekken değişen şartlar ve araştırmalarında gösterdiği gibi hatalı beslenme alışkanlıkları Batı toplumlarını bir sorunda daha birleştiriyor.

ÇİNKO ALINMALI

Çinko spermler ve menideki bir çok farklı maddenin yapımında ve üremede çok etkili bir elementtir. Eksikliği ise sperm üretimini ve kalitesini düşürürken erkeklik hormonu olan testosteronun salgılanmasını da engellemektedir. Çinkoyu zengin kaynakları olan kırmızı et, tavuk, kabuklu deniz ürünleri yumurta baklagiller, susam, kabak çekirdeği ve buğdaydan karşılayabilirsiniz.

SELENYUM TAKVİYESİ

Bir başka sperm yapıcı mineral ise selenyumdur. Sarımsak, soğan, et, balık, yumurta, tereyağı zengin kaynaklardır. B, C, E vitamini ve folik asit sağlıklı sperm yapımıyla yakın ilişki içindedir. Yanı sıra öğünlerinize bol miktarda sebze ve meyve katın. Sperm kalitesinin ve miktarının yükseltilmesi amacıyla üzerinde önemle durulan beslenme ve kalitesiz yaşam şartları (stres, alkol, sigara, kimyasallar) etkileri üzerindeki çalışmalar tüm hızıyla sürüyor.

SPERM DÜŞÜREN ETKENLER

SAĞLIKSIZ DİYETLER

Sağlıksız ve düşük kalorili zayıflama diyetler kısırlığa sebep olmaktadır. Sağlıksız diyetler kadınlarda östrojen hormonu düşüklüğüne neden olurken erkeklerde testosteron seviyesinde düşüşe ve sperm sayısının azalmasına neden olmaktadır.

SİGARA VE ALKOL

Sperm kalitesini tehdit eden bir unsur sigara ve alkol. Özellikle sigara penise kan akışını azaltmakta, beraberinde ereksiyon sorunlarını da meydana getirmektedir.

ŞİŞMANLIK

Aşırı şişmanlığın çocuk sahibi olmak isteyen kadınların önünde engel olduğu biliniyor. Tıpkı kadınlarda olduğu gibi erkeklerde şişmanlık sperm sorununun yaşanmasına neden olurken yine araştırmalar şişmanlığın spermde DNA hasarına yol açtığını gösteriyor. Yine bir başka araştırma vücut kitle indeksi ideal sınırlarda olan kişilerin sperm miktarının VKİ normal değerlerin üstünde olan kişilere göre daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. İşte sağlıklı ve dengeli beslenme bir mesaj daha iletiyor. Ne yediğiniz sperm kalitenizi gösteriyor.

Dr. İsmail Ağar

bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark

Beslenme ve diyet konusuna dikkat

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , ,


Uyarı özellikle genç bayanlara! Bilinçsiz diyet er ya da geç bedel ödetiyor.

SaÄŸlıksız ve bilinçsizce yapılan diyetlerin faturası ağır oluyor. Özellikle genç kızlar, tansiyon ve diyabet hastaları zayıflamaya uÄŸraşırken hayatlarından da olabiliyor. Bu tarz diyetler insana er geç büyük bedeller ödetiyor…

Dengesiz ve sağlıksız beslenmenin pek çok hastalığa zemin hazırladığı gerçeğinin altını bu denli sık çizmemin nedeni her yeni gün bu sebeple sağlığından olan insanların saysının çığ gibi büyüyor olması. Gözden kaçıranlar için, en acı kanıtını geçtiğimiz ay yaşadığımız ünlü bir iş kadınının vefatını hatırlatmakta yarar var. 21 yıl boyunca sadece salata yiyerek beslenen ve su bile içmediği için 2 böbreğini kaybeden iş hanımı, 2007 yılında kuzeninin böbreğiyle yeniden hayata başlamıştı.

Anoreksiya hastalığına yakalanması nedeniyle sağlıksız diyetlerin zararlarını her fırsatta anlatsa da kendi sağlığı dönüşü olmaz bir yola girmişti. Yüzlerce insan işte tam bu sebepten ötürü hayatlarından ve sağlıklarından oluyor. Yine son yıllarda sağlıksız diyetler ve beslenme şekilleri sonucu böbreğini kaybeden insanların sayısı ciddi rakamlara ulaşmış durumda. Kısacası sağlığa yönelen ciddi bir tehditle daha karşı karşıyayız.

GENÇ KIZLAR VE HANIMLARA UYARI

Zayıflamak için uzun süre yemeyen, vücudun su ihtiyacını karşılayamayan insanların böbrekleri hasar görüyor. Bu hayati önem taşıyan organın kaybedilmesi trajik bir sonun baÅŸlangıcını daha kaçınılmaz kılıyor. Vakaların ağırlıklı oranını genç kızlar ve hanımlar oluÅŸturuyor hastalığın nedeni olarakta kilo verme takıntısıyla bilinçsizce uygulanan diyetleri görüyoruz. Zayıflama çaylarına dikkat: Bugün Türkiye’de ve dünyada zayıflama amaçlı olduÄŸu söylenerek piyasaya sürülen bazı çaylar aslında güçlü idrar söktürücü etkiyle vücuttan fazladan su attırmaktadır.

Bazı insanlar bunu gerçek kilo kaybı sanarak yanılmakta olup aslında vücuttan yaÄŸ deÄŸil su kaybetmektedirler. Bu çayları kullanan insanlar yeterli sıvıyı içmezler veya fazladan atılan vücut sıvısını tamamlamazlarsa böbrek yetersizliÄŸi riskiyle karşı karşıyadırlar. Bu nedenle yakın geçmiÅŸte İngiltere’de bu tür çayları biliçsizce kullanıp vücutan fazladan su atılmasına neden olarak damarlarında dolaÅŸan sıvının azalmasına neden olan birçok insan böbrek yetersizliÄŸine yakalanmıştır. Zayıflamak ile vücuttan su atılmasının bir ilgisi yoktur. Zayıflamak vücuttaki yaÄŸların yanmasıdır. Zayıflamak isteyenler bir uzmandan destek alarak bilinçli olarak zayıflamalıdır.

DiYABET VE TANSiYON BÖBREĞi TEHDiT EDiYOR

Kronik böbrek hastalığının iki önemli nedeni diyabet ve hipertansiyondur. Böbrek hastalıklarından korunmak için fazla kilolardan kurtulup vücut kitle indeksi standartında ideal kiloda kalınabilir, fazla tuz tüketimi kısıtlanabilirse böbrek hastalığını tetikleyen bu iki önemli neden önlenebilmektedir.

BESLENME DÜZENİ

Böbrek hastalığında, beslenme hastalığın belirtilerine göre ayarlanır. Genellikle et ,süt, yumurta tüketiminin sınırlı tutulaması, tuzlu gıdalardan salamura, sucuk, pastırma, sosis gibi şarküteri ürünleri ve sakatatlar ile kuruyemiş, çikolata, muz, kavun, kurubaklagiller, bulgur, tarhana, mısır, patates tarhana, kahve, kakao gibi besinlerden ve gıdalardan kaçınmaları gerekmektedir. Ayrıca bazı böbrek hastalıklarında potasyum kısıtlaması uygulanır. Bu durum böbrekte potasyum birikmesi halidir.Bu nedenle hastalarda potasyumun azaltıldığı beslenme düzenlemesi yapılır.

BÖBREK BOZUKLUĞU METABOLiZMAYI ETKiLER

Böbrek fonksiyonlarının bozulmasıyla metabolizmayı etkileyen önemli olaylar birbirini izler. Böbreklerden su, sodyum, potasyum, fosfor gibi maddeler ile üre, ürik asit, kreatin gibi protein atığı zehirli maddeler atılamaz, kanda birikir. Bu değişiklikler sebebiyle beslenmede bazı önlemler almak gerekir.

PROTEİN

Vücut hücrelerinin yapı taşıdır. Vücudun büyümesi, gelişmesi yıpranan hücrelerin onarılması için gereklidir. Et, balık, tavuk, süt ve yumurta kaliteli protein kaynaklarıdır.

POTASYUM

Böbrek hastalarında potasyumun fazlası böbreklerden süzülemez, kanda potasyum seviyesi artar, kavun, koyu yeşil yapraklı sebzeler, patates, domates, fasulye, fındık, sütte bulunur.

FOSFOR

Kalsiyum ile fosfor kemikleri ve dişlerin sertleşmesini sağlayan bir madensel öğedir. Böbrek hastalarında fosforun fazlası vücuttan atılamaz. Kanda fosforun artması, kemiklerdeki kalsiyumun dışarı atılmasına sebep olur. Proteinden zengin gıdalarda fosfor bulunur. Balık, organ etleri, sosis, salam, sucuk, yumurta, süt ve türevleri , kuru baklagiller, kurutulmuş meyveler, tahıllar fosfor kaynaklarıdır.

SODYUM

Vücuttaki bir madensel öğedir. Böbrek normal çalışmadığı zaman sodyum vücutta kalır. Fazlası vücutta sıvı birikimine sebep olur.

SIVI

Böbrek hastalarının sıvıyı dışarı atma sorunları vardır. İdrar kusma, ishal ve fazla terleme ile de vücuttan sıvı atılır. Sıvı kontrolü için:

1- Sofra tuzu ve sodyumlu yiyeceklerden sakının.
2- Susuzluğunuzu giderecek kadar için.
3- Limon ve çiklet ile ağzınızı nemlendirin.
4- Ağzınızı soğuk sıvılarla çalkalayın, ama içmeyin.

ÇOK HAYATİ BİR ORGAN

Böbrekler kandaki istenmeyen zehirli maddelerin idrar yoluyla uzaklaÅŸtırılmasını saÄŸlayan organlarımızdır. Ayrıca kan yapımı ve kemik mineral yapısı ile ilgili hormonlarla bir çok hormon ve ÅŸeker metabolizmasına katkıda bulunur. BöbreÄŸin bu iÅŸlevlerinin bozulmasıyla böbrek yetmezliÄŸi oluÅŸur. Türk Nefroloji DerneÄŸi’nin verilerine göre Kronik böbrek yetmezliÄŸinin nedenleri;

1. Böbrek iltihabı
2. Böbrek kistleri
3. Hipertansiyon
4. İdrar yolu hastalıkları
5. Şeker hastalığı
6 DiÄŸer nedenler olarak bildirilmektedir.

Diğer nedenler arasında gösterilen yetersiz beslenme alışkanlığına bağlı olarak gıdaların yeterli ölçüde alınmaması ve yetersiz su tüketimi böbrek yetmezliğine neden olmaktadır. Böbreklerin normal şekilde çalışabilmesi için günde en az 1 litre su içilmesi gerekiyor.

SUYUN ÖNEMi

Erişkin bir insanın idrar yoluyla su kaybı günde bir litre civarındadır. Vücuda yeterli miktarda sıvı girmediği zaman böbrek fonksiyonları olumsuz yönde etkilenmekte, böbrek yetmezliği oluşabilmektedir. Bu durum kandaki üre miktarını da yükseltir. Normal bir insanın günde bir buçuk-iki litre sıvı alması gerekir. Bu oran vücudun fazla su kaybında suya duyduğu gereksinimi arttığından yükselmektedir.

Böbrek hastalıklarından korunmak için yeterli miktarda su içilmeli, özellikle kış aylarında soğuktan korunmalı, ortaya çıkan idrar yolu hastalıklarının vaktinde tedavi edilmesi, Vücudun gereksinimi olan temel besin maddelerinin yeterli ölçüde ve dengeli oranda tüketilmesi gerekir.

Dr. İsmail Ağar

bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark

Cildiniz güzel olsunmu istiyorsunuz ?

Tags: , , , , , , , , , , , , , , ,


Havanın açık ya da bulutlu olması dahi cildinizin yapısını etkiliyor…

Balıktan alınacak omega-3 yağının sağlığa büyük faydaları var. Özellikle Somon, yüksek ve kaliteli protein ile düşük doymuş yağ oranı içerdiği için hücrelerin yenilenmesinde en etkili gıdadır.

Somon balığının sütünden elde edilen somon DNA’sı cildin elastik ve kolajen lif sayısını arttırarak cildin doÄŸal ve kalıcı bir ÅŸekilde gençleÅŸmesine yardımcı olur.

HAFTADA 2 KEZ BALIĞI SOFRANIZDAN EKSİK ETMEYİN

Çoklu doymamış yağlar olan omega 3 ve omega 6 başta kalp sağlığı ve hücre yapılanması için oldukça gereklidir. Fakat burada unutulmaması gereken nokta omega 3 ve omega 6 yağlarının karşılıklı bir denge içinde tüketilmesi gerektiğidir. Omega 3 kanda akışkanlığı sağlarken omega 6 kanın pıhtılaşmasını sağlar. Bu ilişki göz önünde bulundurulmalı ve omega içerikli gıdalar dengeli tüketilmelidir. Haftada en az iki kez balık tüketilmesi faydalıdır.

CiLT KIRIÅžIKLIKLARINA KARÅžI SOMON DNA’SI

Cilt kırışıklığının tek sebebi yaşlılık değildir. Bilindiği gibi güneş ışığı ve stresde cildin tazelenmesinden sorumlu elastin ve kollajen liflerin sentezini sağlayan fibroblastlar adlı hücre grubunun yapısını bozmaktadır. Cildin erken yaşlanmasında en önemli dışsal faktör olan güneş (ultraviyole) hasarından oluşan ve adına foto yaşlanma denen bu etki yıllar içinde kronik hasar olarak karşımıza çıkar.

DNA yapısı zarar gören ve kendini yenilemesi yavaÅŸlayan ciltte kolajen parçalanır ve kolajen sentezi bozulur. GüneÅŸ, cildin elastin yapısına zarar verirken elastikiyetini azaltır. Somon balığının sütünden elde edilen somon DNA’sı cildin elastik ve kolajen lif sayısını arttırarak cildin doÄŸal ve kalıcı bir ÅŸekilde gençleÅŸmesine yardımcı oluyor.

DERiNiN NEFES ALMASI iÇiN SIK SIK DUŞ ALIN

Çevremizde cildimize yönelik pek çok kötü koşul bulunur. Hava kirliliği, kimyasallar, egzos, sigara dumanı, toz vs. Tüm bu olumsuz koşullar gözenekleri tıkayarak derinin nefes almasını engeller. Cilt temizliğinizi ne çok sıcak ne de çok soğuk olmayan ılık banyo ile yapmaya özen gösterin. Su hiçbir zaman 50 derecenin üzerinde kullanılmaz. Cilt 60 derecenin buharına ve 150 derecelik kuru havaya dayanabilir.

CiLT GÜZELLiĞi iÇiN BALDAN FAYDALANIN

Bal doğal bir antibiyotiktir. Bal, fruktoz ve glukoz gibi şekerlerin yanısıra magnezyum, potasyum, kalsiyum, sodyum klorür, kükürt, demir ve fosfor gibi minerallere sahiptir balın yapısındaki meyve asitleri cildi arındırır, azot ve glüsit gibi maddelerse cildin nem dengesini ayarlar. Aynı zamanda balda B1, B2, C, B6, B5 ve B3 vitaminleri bulunmaktadır.

GÜNDE 8 BARDAK SU İÇİN

İnsan bedeninin yüzde 67’si sudur. Gün boyu ter, idrar ya da ağızdan çıkan buhar yoluyla su kaybederiz ve bu denge kurulmadığı ve yeterli su alınmadığı durumda kan atıklar ve hastalık yapıcı maddelerle dolacaktır. Su aynı zamanda ciltte bulunan hücreler içinde hayarti önem taşır. YaÄŸ ve ter bezlerinin normal fonksiyonları için su çok önemlidir. Su,cildin nem dengesini korur ve cildi besler.

GÜNEŞ NASIL YAŞLANDIRIYOR

Cildin erken yaşlanmasında en önemli dışsal faktör olan güneş (ultraviyole) hasarından oluşan ve adına foto yaşlanma denen bu etki yıllar içinde kronik hasar olarak karşımıza çıkar. DNA yapısı zarar gören ve kendini yenilemesi yavaşlayan cildin Kolajen parçalanır ve kolajen sentezi bozulur. Güneş, cildin elastin yapısına zarar verirken elastikiyetini azaltmaktadır.

BULUTLU HAVAYA DiKKAT

Güneşin hem sağlık hem estetik yönü iki taraftan zarar veriyor. Çok fazla güneşe maruz kalan ve bronzlaşan ciltlerin cilt kanserine yakalanma oranının tüm dünyada hızla tırmandığı artık herkesçe biliniyor. Sağlık açısından bakıldığında cilt kanserlerinden korunmak için sadece yazın değil bulutlu yada karlı havada yansıyan güneş ışınlarının da zararlı olabileceğinin hatırlanması gerekmektedir.

Güneş görünen ve gürünmeyen ışınları saçar. Görünmeyen ışınlar ultraviyole (morötesi) A (UVA) ve ultraviyole B (UVB) olarak adlandırılır. Bu ışınlar her durumda zarar verici olabilmektedir. Estetik kaygıyla konuya yaklaşanlar ise bilmelidirler ki güneş cildinizi hızla yaşlandıracaktır.

Dr. İsmail Ağar

bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark

Sonbaharla birlikte depresyona teslim olmamayın

Tags: , , , , , , , , , , , ,


Sonbaharla birlikte içinizi bir hüzün kapladıysa, baÅŸ aÄŸrısı, kronik yorgunluk ve tatlıya düşkünlük alışkanlık haline dönüştüyse mevsimsel depresyon kapınızı çalmış olabilir…

İşte depresyona teslim olmamanın yöntemleri.Güneşin üstünü örten kara bulutların ve puslu havanın, sıcak neşeli yaz günlerinin yerini almasıyla ortaya çıkan depresif ruh hali mevsimsel depresyonun tetikleyicileri arasında yer alıyor. Mevsimsel depresyon, modern yaşamın yaygın hastalığı olan depresyon vakalarının ancak %10unu kapsıyor.

Her yaş grubunda görülse de ağırlıklı olarak kadınlar da 35- 45 erkeklerde 45- 65 yaşları arasında ortaya çıkan depresyon, enerjide azalma hayattan zevk alamamak, kaygı, korku, çaresizlik, özgüvende azalma, uyku düzensizliği ve karamsarlık gibi belirtiler gösteren ruhsal bozukluklar olarak tanımlanmaktadır. Duygu, düşünce ve davranışlarımızı şekillendiren beyinin ön bölgesi ile diğer bölgeleri arasındaki iletişimi kuran sistemin çalışmasında bir bozukluk varsa depresyon ortaya çıkabilir.

DEPRESYON BELiRTiLERi

Depresyon sadece ruhsal değil aynı zamanda fiziksel aktivitelerde bozukluklarla kendini gösterir. Fiziksel bozukluklar;Uyku bozuklukları

Baş ağrısı

Sürekli yorgunluk

İştah artışı ya da iştahsızlık

Sırt ve bel ağrısı

Enerjide azalama Ruhsal belirtiler ise;

Üzüntü n Melankoli

İlgisizlik

Zevk alamamaGeçmişe dönük pişmanlık, kendini önemsiz ve değersiz hissetme, güvensizlik, umursamazlık, her konuda kendini suçlama, öz güvende azalma

Konsantrasyon eksikliÄŸi

Kaygı,korku,endişe

Sıkıntılı, çaresiz, neşesiz, sinirli ruh hali olarak özetlenebilir.

BUNLARDAN KAÇINI HİSSEDİYORSUNUZ?

Sürekli yorgunluk hissi ve uyku hali ya da uyku bozuklukları

Aşırı kilo alma ya da kaybetme

Belli bir konuya odaklanamamak

İnsanlardan uzaklaşma, yalnız kalma isteği

Nedeni belli olmayan ağrılar,

İntihar düşüncesi, daha fazla yaşamanın anlamsız olduğu düşüncesi

Sık başağrısı

Hiçbir şeyden zevk alamamak

Karar vermede zorlanma

Şekerli gıdalara düşkünlük

EndişeYukarıda saydığımız fiziki ve ruhsal belirtilerin en az beşini hissediyorsanız bir uzman desteğini almalısınız. Bu belirtilerden bazıları zaman zaman herkeste görülebilir ancak buradaki kriterimiz bu durumun görülme sıklığı ve süresi olmalıdır. Depresyon tedavisinin ertelenmesiyle hastalığın boyutunun büyüyeceğini unutmamak gerekir.

HANIMLAR DAHA MEYiLLi

Hanımların toplum ve aile içindeki görev ve sorumlulukları onların erkeklere oranla daha sık depresyona girmesine neden oluyor. Adet gören hanımlar her ay adet öncesi ve süresince premenstürel sendromla karşı karşıyadır. Yoğunluğu artan fiziksel ve ruhsal değişimler yaşarlar. Adetten çoğunlukla 1 hafta önce başlayan şiddetli duygusallık, agresiflik ya da depresif ruh hali sık rastlanan durumdur. Bu dönemde hanımlar özel beslenme prensipleri benimsemeli, kola, kahve ve kafeinden uzak durarak egzersiz yapmalıdırlar.

BESLENME DÜZENİ NASIL OLMALI?

“Un ÅŸeker ve rafine ürünlerden uzak durulmalıdır. Åžeker ve undan fakir diyet (taÅŸ devri diyeti) l “Ağırlıklı olarak yeÅŸil yapraklı sebze ve meyve tüketilmeli, l “Omega- 6 yaÄŸ asitleri (ayçiçek, mısır ve soya gibi) ve margarinlerden uzak durulmalı l “Mandıra sütü, kefir, ekÅŸiyebilen yoÄŸurt tüketilmesi l “Aspartam ve içerikli gıdalardan ve tatlandırıcılardan uzak durulmalısı önerilir.

MENOPOZ DÖNEMi

Hanımların en çok depresyonla karşılaştığı bir diğer dönem ise menopoz dönemidir. Ateş basmaları, terleme ve kilo alma ile seyreden fiziki değişimlerin yanında uyku bozuklukları, kaygı ve diğer ruhsal değişimler depresyonun tetikleyicisi olabilmektedir. Ancak unutulmamalıdır ki bu dönem hanımların hayatında farklı ve keyifli bir başka döneme kapı açacaktır. Bunun adı yaşlanmak değildir.

Fiziksel değişimler karşısında bugün tıbbın ilerleyişine paralel olarak pek çok tedavi yöntemi gelişmiştir. Bu sayede hanımlar menopoz dönemini rahatlıkla atlatabilir, korku endişe ve kaygılardan sıyrılarak kendilerine kaliteli bir yaşam tablosu hazırlayabilirler. Özellikle anti-agıng gibi uygulamaların gelişerek yaygınlaştığı günümüz tedavileri hanımlarımızın endişelerini ortadan kaldırmaya hizmet ediyor.

KALSiYUM, MAGNEZYUM, ÇiNKO

Magnezyum, çinko ve kalsiyum eksikliğinde ruhsal bozukluklar ve depresyon görülebilmektedir. Magnezyum eksikliğinde görülen iştah kaybı, bitkinlik, yorgunluk, endişe çoğu zaman depresyon ile karıştırılmaktadır. Özellikle doğum sonrası ve hamilelerin çinko eksikliğine bağlı depresyon ihtimaline karşı dikkatli olması gerekir.

Mutluluk hormonu: MELATONiN

Melatonini artıran gıdalarDoğal gıdalar alınarak, vücut hormonu düzenli hale getirilebiliniyor. Bunun için; Muz, vişne, lahana, badem, fındık, papatya çayı, sarı kantaron, yulaf unu, ceviz, yaban mersini ve üzüm gibi melatonin içeren gıdalar doğal melatonin salgılanmasına büyük katkı sağlayarak vücut direncini artırmaktadır.

SERATONiN

Açlık, yorgunluk, stres, yemek, ışık ve ilaç gibi faktörlerin tamamı insan vücudundaki seratonin düzeyini etkilemektedir. Seratoninin depresyon oluşumu üzerinde etkisi vardır. Stres ve düşük kan şekeri seratonin düzeyini düşürürken, peynir çikolata portakal, mandalina, domates gibi içinde aminler bulunan besinlerle ve içinde triptofan bulunan süt, hindi eti gibi gıdalar seratonin düzeyini yükseltmektedir.

OMEGA 3 MUTLU EDİYOR

Beynin yaklaşık %60′ı yaÄŸdan oluÅŸmakta ve iÅŸini etkili ÅŸekilde yapabilmesi için omega-3 desteÄŸine ihtiyaç duymaktadır. Omega 3 asitleri en çok deniz ürünlerinde bulunmaktadır, yapılan araÅŸtırmalarsa omega 3 asitlerinin seratonin hormonunu arttırdığını, Omega 3 açısından zengin balıkların tüketiminin depresyon belirtilerini azalttğını gösteriyor. Omega 3 aynı zamanda ceviz, fındık, soya fasulyesi, kanola bitkisi ve yeÅŸil sebzelerde de bulunuyor.

Bugün:Dr. İsmail Ağar

bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark

Bedenin dinlendirilmesinde ozon desteÄŸi

Tags: , , , , , , , , , , , , ,


Beslenme Uzmanı Dr. İsmail AÄŸar sorularınızı cevaplıyor…
Orucun asıl amaçlarından olan sindirim sisteminin dinlendirilerek insan sağlığının korunması maalesef çoğunlukla unutulur amacın aksine iftar ve sahurda dengesiz ve çok yemek yiyerek vücudumuzu daha fazla yorarız. Bedenin veya organların dinlendirilmesi binlerce yıldır bilinen bir şeydir.

Eski uygarlıklar daha sonra Yunan ve Roma uygarlıkları bu yöntemi uygulamış pek çok dinde de oruç yer almıştır. Oruç sağlık açısından organların dinlendirilmesi yönünden bilinen en eski uygulamadır. Çağımız pek çok beslenme uzmanı zaman zaman organların dinlendirilmesi gerektiğini savunurken insanlar dünyanın dört bir yanında açılan detox merkezlerinin kapısını çalıyor.

İşte Ramazan ayı bize sağlık açısından böylesine bir imkan sunuyor. İnsan istediği kadar iyi ve kaliteli besinler alsın eğer toksinler birikmişse bunlardan arınılmadıkça beden sahibini sağlıklı bir biçimde besleyemez. Bedeni çevreleyen bu zararlı ortamdan kurtulmanın en akıllıca yoluysa oruçtan geçmektedir.

GeçtiÄŸimiz yıllarda gündeme gelen 1900′lerin başında Alman Profesör Arnold Ehret’in geliÅŸtirdiÄŸi oruç terapisi teorisi bunu kanıtlar nitelikte. Hatırlayacak olursak bu teori insanın çocukluk çaÄŸlarından itibaren tükettiÄŸi besinlerin dışarıya atılamayan parçaları nedeniyle bağırsakların ve damarların zamanla tıkandığını ve dolayısıyla hastalıkların meydana geldiÄŸini savunuyor. Alman doktor, Ehret bu tıkanıklığı açmanın tek yolunun ise oruç olduÄŸunu savunmakta.

DÜŞMANLARINIZI TANIYIN

Toksin!!! Toksin zehir demektir. Toksin dış ortamdan sigara dumanı, egzos, kimyasal maddeler, havalandırma sistemlerinden soluduğumuz hava ve yiyecekler yoluyla vücuda girdiği gibi aynı zamanda vücut tarafından da üretilir. Kısacası vücudumuz bu zehire sürekli maruz kalmaktadır. Özellikle büyük kentlerde yaşayanlar. Bu zehirli maddeler ve parazitler, vücudumuza bilinçsiz beslenme yoluyla da girerler. Bu besinleri kullanıp zehirlerden etkilenen organlarımız yorgun düşer. İşte bedenin arındırılması organların dinlendirilmesi dolayısıyla oruç bu düşmana karşı savaşımda en büyük silahtır.

Aç kalmak başka, vücudu dinlendirmek başka

Yemek yememek yani bedeni aç bırakmak; onu gereksinim duyduğu vitamin ve minerallerden yoksun bırakmaktır. Organların dinlendirilmesinde amaçlanansa vücudu zararlı maddelerden özellikle toksinlerden arındırmaktır. Ramazan boyunca sahura kalkmayı ihmal etmeyin, böylelikle metabolizmanız daha az yavaşlayacaktır. Yine oruç tutarken sahurda ve iftarda aldığımız besinlerin kalitesine ayrıca önem göstermeliyiz.

Vücudunda 5 kilo zehirle dolaşanlar var

Beden kısmen bağırsaklar kısmen de böbrekler yoluyla temizlenir. Oruç tutan insanların idrarı daha koyu ve asitlidir. Bağırsaklar normal çalışamaz. Alman profesör Arnold Ehret’in Oruç terapisi teorisinde ortalama alışkanlıklarla beslenen bir insanın bağırsaklarında en az beÅŸ kilo dışarıya atılmamış dışkıyla dolaÅŸtığını bunun da vücut sisteminin zehirlenmesine neden olduÄŸunu belirtiyor. Detox merkezlerinin çoÄŸunda terapi öncesinde hastalara ya lavman yapılmasının ya da müshil ile bağırsaklarının temizlenmesinin nedeni budur.

Bedenin dinlendirilmesinde ozon desteÄŸi

Bağırsakların temizlenmesinde ozon terapinin önemli bir yer tuttuğu bilinmektedir. Ozon(o3) hücre elemanlarını ve enzim sistemlerini uyararak vücudun kendi antioksidan korumasını hızlandırır. Antioksidan enzimlerin kanda süratle artması vücudun kendisine zararlı olan gelişmeleri önler.

Bu sayede çeşitli yollarla insan bedenine girmiş olan veya metabolizma sonucu üretilmiş olan ama insan sağlığına zarar verebilecek kimyasallar bertaraf edilir. Bir yandan damarların genişlemesini diğer yandan kan hücrelerinin yapımını hızlandıran ozon yetersiz kan giden bölgelere kanın daha iyi gitmesini sağlar.

Kan dolaşımını arttırma yeteneği, dolaşım bozukluklarının tedavisinde kullanılır ve organik fonksiyonların yeniden canlandırılmasında ozonu çok değerli kılar. Ozon (o3) terapisi bedenin dinlendirilmesi ve toksinlerden arındırılmasında önemli bir destek programdır. Kan, sauna ve rektal olarak uygulanan Ozon terapisi toksinlerin vücuttan atılımını hızlandırır. Ozon terapi uygulaması Ramazan ayında dinlendirilen bedenin tam anlamıyla arındırılmasında büyük önem taşıyor.

O3 gazının rektal yolla uygulanmasında (tıbbi olarak rektal insuflasyon denir). Kişi hiçbir rahatsızlık hissetmez, çünkü O3 gazı direkt olarak hassas barsak cidarı (membranı) tarafından emilir; buna ek olarak tüp ve torbalar tek kullanımlık olduğundan tamamen hijyeniktir.

Son zamanlarda detox programlarında önemli yer tutmaktadır. Ozon sauna ve kanın ozonlanması yöntemi, ozonun bedenin dinlendirilmesi ve detox programlarında diğer uygulanma yöntemleridir.

Bilinçli bir biçimde oruç tutan insanlar açlık duymayabilir

Ramazan boyunca iftarda ve sahurda taze meyve ve sebze karışımları hazırlayabilirsiniz. Ancak yemek sırasında tüketmek sindirimi zorlaştıracaktır.

O nedenle yemekten yarım saat önce ya da sonra içmek faydalı olacaktır. İftarda buÄŸuda piÅŸireceÄŸiniz ya da haÅŸlayarak hazırlayacağınız sebze, karışık mevsim salatası, öğününüzün yüzde 25′i kadar kuru sebze, ızgara et,yumurta ya da peynir, kepekli ekmek kepekli pirinç, bulgur ve tahıllara yer verebilirsiniz. Günde en az 2 porsiyon meyveyi çiÄŸ ya da komposto olarak tüketin. Su içmek bağırsak ve böbreklerin çalışmasını hızlandırır. Ancak yemek esnasında su içmek, sindirim sistemini bozabilir.

Tuz tüketiminize dikkat edin

Kanımızda litre başına 7 gram tuz vardır. Tuz insan yaşamında büyük önem taşır ancak tuzun aşırı kullanımı hücrelerin suyunu atmasına engel olur ve pek çok artık bedenden çıkamaz. Özellikle sürekli etli ve peynirli beslenme tarzı su gereksinimini arttırır. Özellikle Ramazan ayı boyunca iftarda ve sahurda kullandığımız tuz miktarını kontrol altında tutmak gereklidir. Bu vücudun aşırı su ihtiyacını arttıracaktır.

Dr. İsmail Ağar

Kaynak:Bugün

bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark bookmark

   
 
 

Flickr'dan Fotograflar - Tum Fotograflari Gor

Deviation- >Leaf AbstractionAnother wiseDerrick maestroI'll eat the focused oneCan you hear me ?Time to cleanHarp on architectureTastyΩ_Lost in translationSweet dreamsOut of timeWhy me?ΛVEntrance 58Memories

Site Sponsors

Chat | Sohbet