Devleştikçe yalnız, devleştikçe bir o kadar toplumsal oluruz.
Devleştikçe kendimizi aşar, insanlara kalp ve beyin yoluyla direk ulaşırız.
Devleştikçe önceliklerimizdir esas olan, gerekler değil.
Devlerin aÅŸkı gerçekten büyük olur…
Devleştikçe her şeyin aslı daha da önem kazanır.
DevleÅŸtikçe halen ve yıllardır bıkmadan Ata’mızı eleÅŸtirenlerin ne küçük beyinlere sahip olduÄŸunu daha iyi anlar oluruz.
Biz devleştikçe Dünya küçülür ve enerjimizi yayabiliriz.
Ve dev olanları daha iyi anlarız, daha doğru yorumlarız.
Atatürk gibi bir ülkenin kaderini değiştirmekle kalmayıp o kadere yön verebilmenin nasıl ulaşılmaz bir beyin ve vizyon gerektirdiğini daha net görebiliriz.
Devlerin aşkı büyüdükçe o yüce aşk bir kadından ve bir erkekten çok ama çok ötelere gidebilmekte.
Devleştikçe daha basit şeylerle beslenir ruhumuz. Lüks, sefahat ve güç elinizin altında olurda siz kullanmazsınız.
Ya rakı kadehinde hedeflerinizi görürsünüz, ya leblebiniz halk olur kimi zaman.
Siz devleştikçe yürekten gelen amaçlardır esas olan.
Bazen kendi geleceğinizden endişe duymak gibi basit şeylerle uğrazmaz, bir ulusun geleceğine adarsınız kendinizi. Devleştikçe ögrencilik yaşlarında okuduğunuz kitaplara not alırsınız ülkeyi nasıl yöneteceğinizi.
Yani öylesi büyük bakarsınız hayat yolunuza.
Hayalleriniz, eylemleriniz öyle büyük olur ki en ufak adımınız bile milyonları etkiler. Ve devrimler yapar, fikirler yaratırsınız nesiller boyu yaşayacak.
Öyle sözler söylesinizki üzerine kitaplar yazılır.
Dersiniz ki;
- Benim naciz vücudum elbet birgün toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti ebediyen yaÅŸayacaktır…
- Ne mutlu Türküm diyene!
Ve siz, ve biz devleştikçe daha da sahip çıkarız şu sözlere;
Ey türk gençliği;
Birinci vazifen Türk Cumhuriyetini ve Türk İstiklalini ilelebet muhafaza ve müdafa etmektir.
Bu nasıl bir ruhtur, bu nasıl bir söylemdir ki kendisini bu kadar aşmış olsun. Kendi hayat kaygılarından bu kadar uzakta bir toplumsallığa sahip çıksın.
Evet devlerin aşkı büyük olur.
Bu sözün önemi ancak Atatürk’ün birliÄŸi ile bütünleÅŸtiriyor ve anlıyorum.
Ve içinde bulunduğumuz zamanda yaşadığımız pek çok densizliğe karşı biraz devleşmemiz gerek diye düşünüyorum.
Şimdilerde aşkın bir kadından ve bir erkekten öteye geçen yönlerini tekrar hatırlamak gerek.
(bana bu hatırlatmayı yapmayı da gerektiren şeyler oldu)
YENİ TREND YAŞAM KOÇLARI
Son yıllarda yeni bir iş kolu çıktı. Yaşam koçluğu.
Adı bile beni irite ediyor. Geçenlerde aynı masada oturduğum kişilerden birinin bu mesleği yaptığını duyunca merakımdan sohbet başladı.
Yaşam koçu olduğunu söyleyen kişi 30 yaşlarında bir kişi..
Dedim ki; müşterilerinizin sizden beklentisi nedir?
- kimileri kariyer planlaması, kimileri de yaşamındaki kişisel sıkıntıların kaynaklarını yok etmek istiyor.. Hatta evlilikle bile ilgili yaşam koçluğu alanlar varmış.
ArkadaÅŸa deneyini sordum.
Sözünün özünde benim çıkardığım sonuç; yeni bir işkolu ve potansiyelin oluşumunda koç gibi davranarak bu işin etiketine sahip olmak.
Arkadaşımız boşanmış ve çoçuğunu eşi göstermiyormuş.
Kanımca insan bir konuda uzmanlaşmadan önce uzmanlığını kendi hayatına yansıtmalı ve hayatı konusunda büyük deneyime sahip olmalı.
Arkadaşımız sanatçılara star olmaları konusunda da koçluk yapıyormuş.
Şaşarım kendi yetmeyip, kendine yetmeyen koçlardan rehber edinenlere
Aman yaşam koçlarına dikkat!
Zira bu iş kolu yakında öyle büyüyebilir ki, yollarda artık dikkat koç çıkabilir işaretleri görebiliriz.
İSTANBUL’DA BİR SABAH…
Uzun zaman oldu sabahın 5′inde uyanıp İstanbul’u seyretmeyeli.
Galata Köprüsü’nde o saatlerde balık tutanlar, günün gürültüsünün öncesinde İstanbul ne güzelmiÅŸ.
Bebek kahvede çay içip yolda yürümek, gemilerin ve uyanan şehrin kalkışını izlemek.
BeyoÄŸlu’nda ara sokaklara girip o yaÅŸanmışlığı içinize sindirmek.
Geçenlerde Alfa yayınlarının sahibi ve çok sevdiÄŸim dostum Vedat’ın ofisinde İstanbul konulu bir ÅŸiir kitabından bölümleri okurken o ÅŸiirlerle İstanbul’un güzelliÄŸini tekrar yaÅŸadım.
Arada bir tavsiyem olur, uyanan İstanbul’u seyrederek uyanın.
Sanki yeniden doÄŸuyorsunuz…
alıntı: Hakan KURAL
hakank@kural.com.tr